10 Şubat 2019 Pazar

Lum'en

Lum’en
Laurent Genefort
Sayfa sayısı: 283, Çevirmen: Arzu Nilay Kocasu
Baskı Yılı: 2018, Numen Yayıncılık

İnsanoğlu Dünya’yı tükettikten sonra Emanetçiler olarak anılan kadim varlıkların yıldızlararası seyahat için kullandığı Vang Kapıları’nı keşfeder ve yaşanabilir gezegenleri dünyalaştırarak doğal kaynaklarını sömürmeye, gezegen sakinlerini yok etmeye başlar. Ve sıra, çanak biçimli taş kadar sert kadehsi ağaçlar ve üzerlerinde barış içinde yaşayan Pila olarak adlandırılan ahtapot görünümlü uysal varlıkların yaşadığı Kızılküre’ye gelir. Kızılküre’nin bir özelliği daha vardır; çok eskiden yolsuzluk yaptığı için Kızkardeşleri tarafından hapsedilerek gezegene gönderilen kadim varlık Lum’en Kızılküre’nin derinliklerinde cezasının tamamlanmasını beklemekte, bu sırada gezegeni ve insanları gözlemlemektedir.

İspiyon vermek istemiyorum o nedenle detaya girmeyeceğim, zor olacak ama bakalım nasıl olacak.

Lum’en yüzyıllara dağılmış bir dünyalaştırma hikayesi. Kızılküre’ye ilk inen insanlar ile son kalan insan arasındaki yüz yılda birçok karakter, birçok olay insanların ve gezegen sakinlerinin gözünden aktarılıyor. Kurgu olarak özgün; sağlam işlenmiş, gereksiz diyaloglardan uzak, çarpıcı karakterlere sahip; zengin ama anlaşılır dili ile; bilim, teknoloji, politika gibi bir çok unsur içeren konusuyla; şimdiye kadar okuduğum bilimkurgular arasında ‘dünyalaştırma’ olgusunu en güzel anlatan hikaye.

“Eskiden, Tanrıların Çayır’dan indiklerini gören Pilalar onları bir çift etten ağaç gövdesinin, ortadan katlanan ve hareket etmelerini sağlayan kalın sütunların üzerine tünemiş devler olarak tasvir etmişlerdi. Diklemesine uzanan, boru biçiminde bir bedenleri vardı; tepesindeki yuvarlak çıkıntının içinde engin ruhları duruyordu. Yukarıdan tutturulmuş tek eklemli bir diğer çift uzuvları kıskaç işlevi görüyordu. Derilerinin büyük kısmı solgun pembeydi ama bazen toprak sarısı veya koyu kestane de oluyordu. Her halükarda, bu deri renk değiştirmekten aciz gözüküyordu.”

Şeklinde tanımlıyor Pilalar insanoğlunu, onlara göre biz Gürültücü Tanrılar, bize göre onlar yolumuzda duran yokedilmesi gereken değersiz varlıklar. Sırf bu betimleme bile yazarın eşsiz hayalgücü ve zengin anlatım dilinin ispatı. Tam bir bilimkurgu romanı Lum’en, insanoğlunun karanlık ve aydınlık yarısının birbiri ile olan sürekli çatışma halini ele alan hikayelerden. Bir yanımız yok ederken diğer yarımız korumak için yok olmaya hazır, Şehrivangk halkı da hem gezegeni tüketmek, hem hayatta kalabilmek hem de Pilaları koruyabilmek için mücadele veriyor. Özellikle gelişme bölümünde eksikliğini hissettiğim şey finalde öyle bir karşıma çıktı ki son yirmi sayfayı inanılmaz bir zevkle okudum. Finali beni tatmin eden sayılı hikayelerden biri oldu Lum’en. Kitabın devamı var mı bilmiyorum ama hikaye o kadar yoğun ki sırf bu kitaptan bir üçleme çıkabilirdi. Laurent Genefort’un okuduğum ilk romanı, kitaplarını gözüm kapalı alacağım yazarlardan biri oldu, 30’dan fazla romanı var kendisinin umarım en azından bir ikisini daha okuma şansımız olur.




Bu arada böyle zor ve teknik bir hikayeyi mükemmel şekilde çeviren Arzu Nilay Kocasu’ya tebrikler ve teşekkürler, Numen Yayıncılık’a da bizi bu şahane kitapla buluşturduğu için ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

Bu yazının üzerine okuyun dememe gerek yok sanırım, iyi okumalar.

Burcu Kumbay, 09.02.2019

Hiç yorum yok:

Apple Airtag ile Kedi Takibi

  Özellikle yaşadığımız 6 Şubat depremi sonrası, dostlarımızın ve çocuklarımızın kaybolma riskini ortadan kaldırmak bir ihtiyaçtan öte gerek...