16 Ekim 2016 Pazar

Kafamdaki Hayaletler


Normalde bir inceleme yazısı için bu kadar beklemem ama Kafamdaki Hayaletler beni o kadar çok etkilemişti ki yazdıklarım abartılı olmasın diye beklemek istedim.  

Kitapla tanışmam Numen Yayıncılık'dan aldığım bir maille oldu; arka kapakta Stephen King'in 'korkuyu iliklerime kadar hissettim -ki beni korkutmak zordur' yorumunu görünce biraz araştırdım ve King'in bu yorumu bizzat twitter'dan yaptığını görünce kitabı hemen aldım. Normalde üzerinde King'in bu tür yorumlarının bulunduğu kitapları neredeyse hiç okumam çünkü büyük çoğunluğu gerçek olmuyor, hatta King'in gerçekten iyi olarak yorumladığı kitaplar ve filmlere bakış açım da pek olumlu değildir çünkü kendisiyle zevklerimiz pek uyuşmaz fakat bu sefer King tam 12'den vurmuş ve iyi ki de sözünü dinlemişim.

Kafamdaki Hayaletler psikolojik gerilim olarak başlayan bir kitap; sıradan orta halli bir Amerikan ailesi, anne baba ve iki kız çocuk, ablasını deli gibi seven ve onu her daim örnek olarak gören Meredith - Merry ve ergenliğe yeni girmiş hırçın ve asi ablası Marjorie arasındaki abla kardeş ilişkisi gayet normal başlarda, hatta iki kız kardeş olarak büyümüş (ki ben de bunlardan biriyim) her insanın yaşadığı ve bildiği bir ilişki. Baba yıllardır emek verdiği fabrika kapanınca işsiz kalmış, anne maddi sorunlarla başa çıkmaya çalışan çilekeş annelerden, yani her şey bildiğimiz gibi normal ilerlerken Marjorie psikiyatriste gitmeye başlıyor ve Merry ile arasındaki ilişki önce garip sonra gergin, sonrasında ise korkutucu bir hal alıyor. Marjorie'deki bu değişime ailesinin verdiği tepki çok kısa bir zaman sürecinde şaşkınlıktan paniğe dönüşüyor; baba kurtuluşu dinde ararken anne modern tıpta diretiyor; Merry her gün ve her gece ablasından manevi şiddet görmeye başlıyor. Peki Marjorie'deki bu değişimin nedeni ruhsal bir rahatsızlık mı yoksa işin içinde doğaüstü güçler mi var? Her şey bittikten yıllar sonra Merry olayların geçtiği büyüdüğü eve geri dönüyor ve Rachel Neville isimli yazara hikayesini anlatmaya başlıyor. Hikayenin sonu karanlık; dipsiz kuyular kadar derin ve dumanlı ve bu hikayeyi Merry'nin gözünden en baştan itibaren yaşamaya başlıyoruz.

Kafamdaki Hayaletler Stephen King'in tam da ima ettiği gibi beni öyle bir gerdi ve korkuttu ki tüylerim diken diken oldu ve aynı zamanda kitap beni öyle bir üzdü ki içli içli ağladım ve kitap beni öyle bir dehşete düşürdü ki kanımı beynimi dondurdu. Yazar Paul Trembley'den şimdiye dek okuduğum en iyi dille, en iyi kurguyla ve en çarpıcı finalle yazılmış kitaplardan biri olan A Head Full Of Ghosts - Kafamdaki Hayaletler korku-gerilim severlerin mutlaka okuması gereken çok başarılı bir kitap. Türkçe baskısı, çevirisi ve kapağı ile de kitap kurtlarının kütüphanesinde muhakkak bulunması gereken bir eser. Filme veya diziye uyarlanması yakındır, bir an önce alıp okuyun derim.

Dikkat, yazının bu kısmından sonrasını kitabı okumayı düşünenlerin okumamasını tavsiye ederim.

Kafamdaki Hayaletler'i okuyanların ikiye ayrıldığından eminim, ortada kalan olacağını düşünmüyorum; Marjorie şizofrendi diyenler ve Marjorie doğaüstü bir varlık tarafından ele geçirilmişti diyenler. Her ne kadar son ana kadar karar verememiş olsam da sonradan düşündüğümde Marjorie'nin şizofren olduğuna karar verdim. Merry'nin odasına tuzaklara yakalanmadan girmesi, uyurken Merry'ye yaptıkları, anlattığı hikayeler, kanlı yatak sahnesi, merdivenlerden atladığı -ve havada durduğu- sahneler her ne kadar doğaüstü gibi görünse de aslında yazarın bizde bırakmak istediği etki bu ve bu etkiyi çok güzel bırakıyor o kadar ki şeytan çıkarma sahnelerinde kalbim ağzımdan çıkacakmış gibi oldum. Yine de Paul Trembley öyle güzel ters köşeye yatırıyor ki okuyucuyu; hikayenin finaline kadar baş kahramanın veya sorunlu kahramanın aslında Merry olduğunu anlayamıyoruz. Merry'nin son buluşmalarında Rachel'a itiraf ettikleri tam anlamıyla şok etkisi yaratıyor ve o andan itibaren düşünmeye başlıyoruz; Merry blogunda -gerçeği bilmesine rağmen- babasını dünyanın en kötü adamı, ablasını ise masum olarak göstermiş, hikayeyi bu yöne çekmiş ve yıllarca bunun değişmesi için hiçbir şey yapmamış. Her ne kadar ailesini elleriyle zehirlemesinin ve tümünü öldürmesinin sebebi Marjorie gibi görünse de ben buna da inanmıyorum, bence Marjorie'de olan sorun Merry'de de vardı ve Merry bu sorunu çok daha şiddetli bir şekilde yaşıyordu. Bu da odasına farkedilmeden girilmesinin, oyuncak evindeki sarmaşıkların, ablasının odasındaki değişikliklerin nedenini açıklıyor. Merry'nin ara sıra göz göre göre söylediği yalanlar ve ablasını oldukça zor durumlara sokması da bunun kanıtı hatta ama en büyük kanıt bence blog yazıları; olanlara açıklama getirebilmek için yıllarca yaptığı araştırmalar, şeytan çıkarma - exorcism - ile ilgili tüm filmleri izlemesi, kitapları okuması. Ve finalde yaptığını bir şekilde itiraf etme ihtiyacı duyması ve bunu hayatını yazmayı düşünen bir yazara yapması yani her katilde olan yakalanma arzusu. Kısacası ben olaylardan Merry'nin sorumlu olduğundan eminim ama asıl emin olamadığım Merry'nin şizofren mi yoksa ele geçirilmiş mi olduğu, itirafı yaptığı kafenin birden bire buz gibi soğuduğunu okuduğunuzda siz ne hissettiniz?

Kafamdaki Hayaletler üzerinde saatlerce konuşulacak bir hikaye, diziye veya filme uyarlanacak harika bir kurgusu ve olmayan sonu ile korku-gerilim ve özellikle Stephen King severler için biçilmiş kaftan. Bram Stoker (2015) ödülünü almış Kafamdaki Hayaletler'i okuyunuz, okutunuz.

BKumbay, 16.10.16

10 Ekim 2016 Pazartesi

Kırmızı Üniformalılar


Q'eeng hasta yatağındaki Dahl'ı alıcı gözle süzdü. "Bazen Gözüpek'te bilmemin istenmediği şeyler olduğu gibi bir hisse kapılıyorum," dedi. "Sanırım bu da onlardan biri." "Komutanım," dedi Dahl, "ne kadar haklı olduğunuzu tahmin bile edemezsiniz."

Andy çok haklı, görevi yeni medeniyetler keşfedip evrendeki yardım çağrılarına cevap vermek olan kaşif uzay gemisi Gözüpek'te inanılmaz şeyler oluyor, öyle şeyler ki mantıkla açıklanabilecek şeyler değil. Geminin kaptanı Lucius Abernathy ve Bilim Subayı Binbaşı Q'eeng olanların farkında olmasalar da bir şeylerin ters gittiğinin farkındalar, yine de bu farkındalık açıklanamayan personel ölümlerinin önünü alamayınca iş gemiye yeni atanan Andy Dahl, Maia Duvall, Jimmy Hanson, Jasper Hester ve Finn'e düşüyor. Ölüm kalım mücadelesine giren beş kafadar gizemli dahi Jenkins'in yardımıyla kendi kaderlerini değiştirip Gözüpek'i kurtarmaya çalışacak. Tabi bu arada işin içine zamanda yolculuk, adam kaçırma, uzaylı istilası, sabotaj, ölümcül salgın hastalıklar, vahşi hayvan saldırıları ve gizemli bir kutu da girecek; yani seyreyleyin gümbürtüyü. Buram buram Star Trek kokması, rengarenk atmosferi, gizem üstüne gizem bindiren kurgusu, inanılmaz eğlenceli karakterleri, bilimkurgu eserlerine göndermeleri, zeka akan diyaloglarıyla Kırmızı Üniformalılar size inanılmaz anlar yaşatıyor; sıkı bir bilimkurgu hayranıysanız okurken kıkırdamamanız imkansız. Özellikle Andy ve Anatoly Kerensky favori karakterlerim; Andy gözümde direkt Chris Pine olarak, Kerensky ise Simon Pegg olarak canlandı. Özellikle zamanda yolculuk yaptıkları kısım inanılmaz eğlenceliydi ama kitapta sıkıldığım tek bir kısım bile olmadı zaten, her bölüm her satır heyecanlı ve eğlenceli. Kırmızı Üniformalılar Hugo ve Locus ödüllü (2013), yazar usta John Scalzi Stargate Universe'nin senaristlerinden. Hikayedeki hayalgücü şapka çıkartılacak cinsten ama ben en çok diyaloglara ba-yıl-dım. Her bilimkurgu severin kesinlikle okuması gereken bir kitap, hayret ki diziye filme uyarlanmamış, uyarlansa Star Wars - Spaceballs nasıl bomba bir ikiliyse Star Trek - Redshirts de öyle bomba bir ikili olur diyorum başka da bir şey demiyorum. Okuyun!

Burcu Kumbay / 10.10.16

Justice League

Ve bir yıldır beklediğim Justice League'i sonunda izledim hem de 4dx olarak. Beklediğime değdi mi: evet, bayıldım mı: hayır. Sonuç...