28 Mart 2016 Pazartesi

Batman v Superman: Dawn of Justice

Bir filmi aylarca hatta yıllarca beklersiniz, rüyalarınıza girer, sinema biletlerini haftalar öncesinden alırsınız. Sonra ön gösterim olur, filmin kitabını, şiirini, çizgi romanını okuyanlar nefret dolu yorumlarını kusmaya başlarlar etrafa ve benim gibi biriyseniz bilirsiniz ki filme bayılacaksınız, benim gibi biri değilseniz boynunuzu eğer kaderinize razı olursunuz.

BatmanvSuperman'i beğenmeyenleri, nefret edenleri, filme milyon tane kusur bulanları suçlamıyorum aslında, tamamen farklı bir bakış açısı ve dünya görüşü. Fazla değil yakın gelecekte 2017 yılının şubat ayında Dark Tower uyarlaması vizyona girdiği vakit ben de onlardan biri hatta en birincisi olacağım çünkü. Filmi izlemiş olduğum günden beri düşünüyorum; "e be insan, tamam çizgi romanın yanına yanaşamaz belki ama tarafsız baksan hiç mi iyi yanı yoktu" diye, sonra empati yapıyorum ve haydi bastır diyorum, oldukça aşina olduğum bir durum bu, hayatın acı bir gerçeği.

Superman'le büyümüş, Batman'le ergenlik çağını geçirmiş biri olarak her bir filmini izlediğim bu iki mükemmel süperkahramanın çizgi roman serilerini okumadım o nedenle birazdan filmi film olarak yorumlayacağım uyarlama olarak değil. Tamamen farklı bir bakış açısından, faklı bir dünya görüşünden bakarak.

Evet BatmanvSuperman'i deliler gibi bekliyordum, 2016'nın beklediğim iki filminden biri idi (diğeri de Independence Day: Resurgence'dır). Film beklentilerimi karşıladı mı? Cevap %90 evet, o halde benim için hiç sorun yok, mutluyum. Süperkahraman filmlerini çılgınlar gibi seven ve Iron Man ve Star Lord hayranı olan bendeniz için emeklerken izlemeye başladığım Superman'in yeri devasa büyüktür, bu nedenle doğuştan DC'ci olmam sürpriz değildir. Batman'i de çok severim, özellikle Tim Burton'ın Michael Keaton'lı Batman'ini ve Christopher Nolan'ın Christian Bale'li muhteşem üçlemesini. Ne var ki benim için Batman'in Superman karşısında hiç şansı yoktur; Christopher Reeve hala gözümün önündedir ruhu şad olsun.

Zack Snyder'ı severim hatta bayılırım, kendisinin beğenmediğim tek bir filmi yoktur ve buna Man of Steel de dahil. Her ne kadar Henry Cavill'in Superman oluşuna bir hayli gözyaşı dökmüş olsam da daha sonra Christopher Reeve'e ne kadar benzediğini görerek ve hayretler içinde kalarak büyük bir zevkle ve de dört kez izlediğim Man of Steel en beğendiğim süperkahraman filmlerinden biri olmuştur (bir numaram halen Guardians of the Galaxy'dir vel hasıl). BatmanvSuperman öncesi filmin Man of Steel'in devamı değil de bir nevi paraleli olacağını düşünüyorken, Hans Zimmer ve Junkie XL'in o muhteşem ost'sini dinlemeye başladığım an gözlerimin önünde yıldızlar çakmaya başlamıştı; Man of Steel'in ost'si üstüne oluşturulmuş muhteşem bir müzikal şölen. Filmin her bir trailer'ını izlememe rağmen bununla ilgili tek bir ipucu olmaması ayrı güzeldir, trailer'ı izledik filme gerek yok moduna hiçbir zaman girmedim, girmeme de gerek yokmuş zaten çok güzel ters köşeye yatırıldık. 

İspiyonlu kısma geçmeden önce hızlı bir özet geçelim; Man of Steel'i az biraz da olsa seviyorsanız BatmanvSuperman'i de seveceksiniz hele ki başlangıç bölümü şahaneydi yahu. Henry Cavill muhteşem bir Superman ve iyi bir Clark Kent; Ben Affleck harika bir Bruce Wayne (Bale'den iyi değil) ve orta karar bir Batman (Clooney'den iyi, Bale'den kötü), Amy Adams cuk oturmuş bir Lois Lane, Gal Gadot ağızları açık bıraktıran bir Wonder Woman, Jeremy Irons zehir gibi bir Alfred ve Jesse Eisenberg lanet ve alakasız bir Lex Luther olarak karşımızda. Filmin efektleri uçuyor (özellikle IMAX 3D ve orijinal izliyorsanız), müzikler dehşet güzel, filmin karanlık ortamı Nolan'ın Batman'lerini aratmıyor (Man of Steel'deki gibi bu filmin de yapımcısı kendisi), Zack Snyder öyle bir yönetmiş ki 2 saat 31 dakika boyunca yerimden kıpırdayamadım, bir ara heyecandan bayılacaktım, bir ara ağladım, bir ara güldüm, kurgu tamdı; mantık hatalarını geçiyorum sanki Marvel filmlerinde bulunmazmış gibi eleştirilmesine de kahkahalarla gülüyorum yani durum bu. Ve evet çizgiromanları okumadım, filme de Superman kesin Batman'i öldürür diyerek gitmedim çünkü Kal-El'in nasıl biri olduğunu biliyorum, Batman gibi bir insanoğlu değil en azından adam mükemmel bir uzaylı. Uzun lafın kısası; Superman ve Batman kimdir biliyorsanız, hele de filmlerini izlediyseniz muhakkak gitmeniz gereken bir film. Man of Steel'i izlemeyenler boşuna gitmesin, demek o ruhu taşımıyorsunuz ya spor için gideceksiniz ya da arkadaşınız (misal ben) tarafından zorla götürülüyorsunuz. Sonrasında "böyle son mu olur, böyle kurgu mu olur, mantık hatası dolu, adam nasıl uçuyor ki, öteki nasıl kaçıyor ki" şeklinde kelime israfı yapmayınız, size de yazık bize de.

Ve ispiyonlar;
 
Daha önce de belirttiğim üzere filmde kimsenin kimseyi öldürmesini beklemiyordum, gerçi Lois ölecek sanmıştım ve karalar bağlamıştım ama çok şükür öyle bir şey olmadı. Superman adam gibi adamdır, gerçek ailesini hiç tanımamasına ve onu büyüten babasının sırf süper güçleri ortaya çıkmasın diyerek hortum tarafından yutulması travmasına maruz kalmasına rağmen şirazeyi kaydırmamış, akıl ve ahlak sağlığını korumuştur. Çocukluğunda gözlerinin önünde anne ve babasının öldürülmesine tanık olan ve hayatı boyunca bunu atlatamayıp kendini sokaklara vuran Batman ile esas farkları da budur. Tek bir tekmeyle Batman'i uzaya fırlatabilecek olmasına rağmen bunu yapmaması da bundan ötürüdür, yani o kazanır bu kazanır moduna asla girmemem de bundandır; Batman'in Superman karşısında hiç şansı olmadığını bilmeme rağmen Kal-El'in Batman'i ortadan kaldırmayacağından adım gibi emindim öyle de oldu. Arkadaşlarım dahil fanların büyük çoğunluğunun Batman'i tutması ve bunun gerekçelerinden biri olarak "süpergüçleri olmayan insan bir süperkahraman çünkü'yü göstermeleri akıl alır gibi değildir. Bruce Wayne'in yani Batman'in süpergücü yeşil dolarlardır, bu sayede teknolojinin dibine vurmakta ve taş gibi uçan ve kaçan araçlar kullanmaktadır (her ne kadar Batmobil Superman tarafından yamuştulmuş olsa da), bu sayede gidip de Lex Coorp'un göbeğinden kriptoniti çalmış ve bilmem kaç milyon dolarlık lazerlerle yontup kendisine son model bir mızrak yapmıştır. Sonra bu mızrakla "kanayacaksın" diyerek Superman'e façayı atmıştır evet ama acaba tek kuruş parası olmasa bunları yapabilecek midir? Bu bağlamda parada yüzen, kadınlarla gününü gün eden, çocukluğundan beri atlatamadığı intikam hırsıyla deli modunda ortalarda dolanan bir adamın tarafını tutmak bana pek mantıklı gelmiyor. İnsan bir kere, para var ama zayıf; amacına ulaşmasına santimler kala merhum anasının adını duyunca avını kankası yapacak ve anasının adaşını kurtarmak için ölümü göze alacak derecede zayıf. E buyrun siz Batman'ci olun, ben almayayım.

Filme dönersek; Man of Steel'in devamı, Man of Steel'in bittiği yerden başlıyor. Superman ve General Zod'un kavgasını bir de Bruce Wayne'in gözlerinden izliyoruz. Önceden bu şekilde planlandığı belli zira Man of Steel'in finalinde Zod Superman'in üzerine Lex Coorp. Logolu bir yakıt tankeri atıyor, bunun gibi bir çok detay var iki filmi birbirine bağlayan. Film uzun ama kime göre? Bana yarım saat gibi geldi hani bir 2,5 saat daha olsa yine kımıldamadan izlerdim. Wonder Woman etkisi filme çok şey katmış, aynı zamanda Flash, Aquaman ve Cyborg'u da görüyoruz bunlar da harika detaylardı. Justice League öncesi çok güzel bir başlangıç oldu. 

Ve final; Superman dünyayı kurtarmak için bir kez daha kendini feda ediyor ve bu sefer ölüyor. O sahnelerde Kal-El'in ölmemiş olduğundan emin olsam da baya baya ağladım yahu, son sahne öncesi belki çıkar bir köşeden umuduyla ne izledim doğru dürüst hatırlamıyorum. Snyder son on dakika bizlere (Supermanciler'e haliyle) tam bir çin işkencesi çektiriyor ama tabut sahnesiyle derin bir oh çekiyor ve yüzümüzde gülümseme ruhumuzda hafiflemeyle sinema salonunu terk ediyoruz. 2 saat 31 dakikalık fantastik bir şölendi, emeği geçenlerin emeğine sağlık.

Ve filmin beğenmediğim kısımları; Lex Luther dışında yok. Eisenberg oscarlık performans göstermiş olsa ne yazar, Luthor nere o nere. Keşke Luthor jr olsaydı o zaman olurdu belki ama o bile arada kaynadı yani gözüm pek görmedi diyebilirim.

Kıssadan Hisse; filme bayıldım 10 üzerinden 9 ve başkasının düşünceleri umrumda değil. Siz de Kara Kule'ye bayılacaksınız ve ben hem filmden hem sizden ölesiye nefret ediyor olacağım ama o zaman da siz beni umursamayacaksınız. Bu işler böyledir, hele ki siz muhteşem sinema yazarlarının düşünceleri zerre umrumda değil çünkü biliyor musunuz bilmem ama bu ve bunun gibi filmler bizim için yapılıyor sizin için değil. Zaten sizin BatmanvSuperman'de ne işiniz var, vallahi çok ayıp karizmalar yerle bir, inanılacak gibi değil; bakın yan salondaki filmde upuzun bir yol var o film dururken burda ne işiniz var? Marvelcılar'a ayrı selamlar; biri çıkmış film komik değildi demiş. Arkadaş her ne kadar Tony Stark delisi olsam da Superman ağır adamdır, Batman desen zaten ebedi mutsuz, komiklik arıyorsan Civil War geliyor az kaldı, onda da Iron Man'in Captain America'yı öldürmesini veya tam tersini bekliyorsan yazık sana. Bu adamlar süper, biz ölürüz fani dünya yine onlara kalır.

BatmanvSuperman'den güzel detaylar vererek yazımı bitireyim artık, yazdıkça yazıyorum çünkü başka türlü duracağım yok.

Zack Snyder proje başlamadan Christian Bale'e "Batman olamazsın evet ama gel seni de başka rolde oynatalım" der, Bale'in cevabı malumunuz olumsuz olur. Keşke olumlu olsaydı ama hatta Bale Lex Luthor olsaydı mesela, of ki ne of.

Ben Affleck film gösterime girmeden önce Warner Bros tarafından uyarılır "Rolünle ilgili sert tepkiler alacaksın" (kaderin cilvesine bakınız ki kendilerini herkesten üstün tutan bazı taraflar Ben Affleck için en iyi Batman yorumları yapıp filmi hakaret yağmuruna tutarlar, uzayınız). Ben de bu uyarı üzerine Christian Bale'den akıl ister. Bale 'o kostümün içine işeyebileceğinden emin ol yeter' cevabını verir, ikili bu konuşmayı tesadüfen karşılaştıkları bir oyuncakçı dükkanında yaparlar, ikisi de çocuklarına Batman kostümü satın almaktadır.

Filmin kesilmemiş hali Warner Bros yöneticilerine gösterildiğinde adamlar o kadar etkilenir ki bir tane çekilmesi planlanan Batman filminin üç tane çekilmesi için Ben Affleck'le görüşmelere başlanır.

Henry Cavill film için Man of Steel'daki kaslarının iki katı kas yapar ve bunun için 2013'den beri deliler gibi çalışmaktadır.

Jimmy Fallon Ben Affleck'i konuk ettiğinde filmin silinmiş sahnelerinden birisini yayınlar ki muhakkak izlenmesi gereken efsane bir parodidir, aşağıda mevcuttur.


THY'nin sponsor olduğu BatmanvSuperman filmi için Metropolis ve Gotham'da geçen iki reklam filmi çekilir, Ben Affleck'in bizzat THY uçağında Türk Kahvesi içerken göründüğü reklam filmi sonrası THY telefon yağmuruna tutulur, herkes Metropolis'e ve Gotham'a bilet sormaktadır. Bunun üzerine THY bu şehirlerin gerçek olmadığı hakkında bir bildiri yayınlar, biz bu arada bayrakları balkonlara asmakla meşgulüzdür. 

THY sponsorluk kapsamında Batmobil'i Türkiye'ye getirir, getirmesine getirir ama şoför olarak maalesef Ömür Gedik seçilir. Ömür Gedik kimdir ki Batmobil'i kullanacaktır, BatmanvSuperman ile ilgili en büyük gizem de bu soru olarak kalır.

Ve bu yazıyı okuyup benden bir kez daha nefret edenler, inanın duygularımız karşılıklı. Superman'in de dediği gibi; "No One Stays Good In This World"

Burcu Kumbay / 28.03.2016



14 Mart 2016 Pazartesi

Adem ile Havva'nın Güncesi


"Kuşlar ve hayvanlar birbirleriyle dost. Hiçbir konuda tartışma yaşanmaz. Hepsi konuşur. Üstelik benimle de konuşurlar ama yabancı dilde konuşuyor olmalılar, çünkü söylediklerinin tek bir kelimesini bile anlamıyorum. Ben onlara cevap verdiğimde, özellikle köpek ve fil beni anlıyor. O zaman utanıyorum. Bu, benden daha zeki oldukları ve bu nedenle benden daha üstün oldukları anlamına geliyor. Bu benim canımı sıkıyor, çünkü ilk deney kendim olmak istiyorum." - Adem

İlk insanları hiç düşündünüz mü? Büyük dinlerin ortak paydalarından hepimizin anne ve babası Adem ile Havva'yı mesela? İlk nasıl tanıştılar, nasıl konuştular, bilinmeyenlerle dolu yepyeni bir gezegeni nasıl keşfettiler, hayvanlarla, bitkilerle, meleklerle, şeytanla, yaradanla ilişkileri nasıldı; birbirlerini nasıl sevdiler, çocuklarını nasıl büyüttüler, cennet bahçesinden nasıl kovuldular ve sonrasında kendi cennetlerini nasıl yarattılar, nasıl yaşadılar ve nasıl öldüler? Tüm bunları düşünmüş veya düşünmemiş olabilirsiniz; Mark Twain bizim yerimize öyle bir düşünmüş ve bunları kağıda öyle bir aktarmış ki Adem ile Havva'nın Güncesi (Adam and Eve's Diary)'ni bir başyapıt olarak çıkarmış karşımıza. Kitabın kısa tanıtımı bu kadar, bundan sonrası ispiyon, başka türlüsü olmazdı.

Adem ile Havva'nın Güncesi'ni almama neden arka kapaktaki tanıtım yazısıdır; 

"Uzun saçlı bu yeni yaratık fazla ayakaltında dolanıyor. Bu hiç hoşuma gitmedi. Etrafımda birinin olmasına hiç alışık değilim. Keşke diğer hayvanlarla birlikte kalsa… Bugün gökyüzü bulutlu, doğuda rüzgâr var. Galiba yağmurdan sırılsıklam olacağız. Biz mi dedim ben? Bu da nereden çıktı? Şimdi hatırladım, yeni yaratık hep bizden söz ediyor." - Adem

Tanıtım yazısını okuduğum an kafama dank etti; yahu bunlar da etten kemikten, bunlar da erkek ve kadın, bizden ne farkları olacaktı. Mark Twain tam da bu düşüncenin yolunda yarattığı cennet bahçesinin ortasına tazecik yaratılmış Adem ile Havva'yı koyuvermiş. Fiziksel, cinsel ve yapısal olarak bizden hiç farkları olmasa da Adem ve Havva cennet bahçesine yetişkin bedenindeki yeni doğmuş bebekler olarak bırakılıyor, etraflarında birbirlerinden başka örnek alabilecekleri insan yok, ana baba yok, yol gösteren yok, öğreten yok, kelimelerden ve duygulardan bihaber yaradılış amaçlarını ve yaşamı irdelemeye başlıyorlar. Adem konuşmayı sevmiyor, yalnız kalmak ve yaradılışını sorgulamak niyetinde fakat sürekli konuşan, sorgulayan, değerlendiren ve peşinden ayrılmaya bir Havva varken bu nasıl mümkün olabilir? Havva Adem'i belki de ilk gördüğünden beri seviyor, daha sonra bu durumu irdelediğinde 'çünkü erkek' diyor, 'Adem'i erkek olduğu için seviyorum'. Erkek-kadın veya insan ilişkileri bundan güzel açıklanamaz ki, 'seviyorum çünkü yalnız kalmak istemiyorum'. 

Adem ve Havva erkek ve kadın olarak birbirlerinden bir hayli farklı düşünüp davransalar da, ortak noktaları kendilerini deney olarak görmeleri. Bunun yanında öğrenmeye ve bilgiye o kadar açlar ki her ikisi de bir diğerine çaktırmadan gizli deneyler yapıyor, düşünmekten sabahlara kadar gözlerine uyku girmiyor. Özellikle Adem'in suyun akışı ile ilgili kanunu ve Havva'nın inek sütünün oluşumu ile ilgili kanunu takdire şayan. İlk çocukları Kabil'in doğumu -daha doğrusu Kabil'in gelişi - en büyük deneyleri oluyor, çocuklar geldikten sonra nihayet birbirlerini de buluyorlar ve büyüyorlar.

Gel zaman git zaman meraklarına yenik düşerek ahlak duygusunu tatmanın ateşiyle yanıp tutuşuyorlar, şeytanın oyununa gelip yasak elmayı yiyorlar ve cennet bahçesinden kovuluyorlar. An itibariyle hastalıkla, acıyla, açlıkla, sefaletle ve ölümle tanışıyorlar; ve artık bizden bir farkları kalmıyor.

Adem ve Havva'nın kendi ağızlarından anlattıkları günceleri bittiğinde devreye Şeytan giriyor, melek kardeşlerine yazdığı mektuplarda insanoğlunu, dini, dünyayı tüm çıplaklığıyla anlatmaya başlıyor. Twain'in kaleminden çıkan bu bölüm yer yer sert ve hatta oldukça rahatsız edici. İnsanoğlunun dini ve yaradanı kavrayış biçimi, cennet ve cehennem kavramı, özellikle İncil'in içeriği ve bir nevi 'hayaller hayatlar' kavram karmaşası tüm çıplaklığıyla karşımıza serilmiş. Cennet hayaliyle yaşayan insanoğlu, cennette var olduğuna inandığı hiçbir şeyden zevk almadığı bu ölümlü dünyada, kitabın kendine söylediği çelişkili emirleri kafasına göre yerine getirirken başına gelen hiçbir şeyden sorumlu tutmadığı tanrı kavramını yüceltip dini içinden çıkılmaz bir kaosa dönüştürüyor. 

Twain'in kitapta işlediği bir diğer konu Nuh Tufanı. Bu tufan aslında sadece bir olayı değil de insanlık tarihinin başlangıcından beri çeşitli dinlerde ve kavimlerde geçen birden çok tufanı içeren geniş bir konu. Yine de Twain'in özellikle gemideki hayvan popülasyonu, hastalıklar ve gemiye binemeyenler hakkında yazdıkları beni çok etkiledi. Kitaptaki dört hikayeden biri olan Adem'in akrabalarının günceleri de bu konuyla ilgili, Mark Twain başka bir tufan öncesinde yaşamış ve hık diyip burnumuzdan düşmüş bir kavmin yozlaşma sürecini gözler önüne seriyor. Kitap finaliyle ilk başta insanda yarım kalmış hissi uyandırsa da biraz düşününce bu yarım kalmışlığın nedeninin başka bir Nuh Tufanı olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü insanoğlu yaradılışından beri hiç değişmemiş; aydınlık ve karanlığı barındıran bir yürek, doğruyu ve yanlışı yapabilme kapasitesi, en büyük silahı inanç ve bu silahı kendine doğrulttuğu din olgusu. Kimbilir belki yakında bir tufan daha patlayacak üstümüze.

Son olarak yazımı Adem'in Havva için hissettikleriyle nihayete erdirmek isterim, okurken gözlerimi dolu dolu yapan o müthiş cümlelerle;

"Yıllar sonra en başlarda Havva konusunda yanıldığımı anladım. Bahçenin içinde onsuz yaşamaktansa dışında onunla yaşamak daha iyi. Önceleri çok konuştuğunu düşünsem de artık susup hayatımdan giderse ne kadar üzüleceğimi biliyorum. Bizi bir araya getiren ve onun kalbinin iyiliğini, ruhunun güzelliğini gösteren kestaneye şükürler olsun!" - Adem

Burcu Kumbay / 14.03.2016

Bill Hodges (Mr. Mercedes) Üçlemesi

BAY MERCEDES Mavi Unutmanın Rengidir…    10 Nisan 2009, sabaha karşı. Ekonomik krizden nasibini almış binlerce işsiz in...