28 Eylül 2009 Pazartesi

Tanıdık Kimler Var Kimler?

Özellikle 2007 yılından sonra dizilerdeki hem kalite hem zenginlik patlaması sonucu biz dizi severler dizilerimizde sinemadan tanıdık bildik yüzler de görmeye başladık. Özellikle bu sezon bu tanıdıkların sayısı bir hayli fazla. Ne diyeyim Allah bereket versin de bereketini görelim.

Peki 2009 - 2010 sezonunda dizilerde tanıdık kimler var kimler?

İşte birkaç tanesi:



Caprica (Daniel Graystone) - Eric Stoltz





Defying Gravity (Maddux Donner) - Ron Livingstone





Lie To Me (Dr. Cal Lightman) - Tim Roth





Flash Forward (Mark Benford) - Joseph Fiennes





Hung (Ray Drecker) - Thomas Jane





Leverage (Nathan Ford)- Timothy Hutton



NCIS Los Angeles (G. Callen) - Chris O'Donnell





The Forgotten (Alex Donovan) - Christian Slater





The Good Wife (Alicia Florrick) - Julianna Margulies


B.Kumbay

18 Eylül 2009 Cuma

True Blood 2. Sezon

Evet True Blood'da 2. sezonu da devirdik hem de ne sezon. Geçen sezon sonunda yorumumu karakterlere göre yapmıştım bu sefer sezon finalinin en vurucu 13 sahnesine göre yorum yapacağım.

Öncelikle 2. sezon 1. sezondan daha karmaşık ve heyecanlı geçti. İlk sezonda kötümüz deli bir insanken bu sezonda kötülerin kötüsü bir Manead'ımız vardı ki genel olarak baktığımızda hayli dişli bir kötü olduğunu da görebiliriz. Sookie ve Bill arasındaki ilişki dalgalanarak devam ederken işin içine entrikaları ile Eric de girdi ve açıkça Bill'e rakip oldu. Sookie'ye kendi kanını içiren Eric 3. sezonda iddiasını sürdürecek gibi görünüyor. Sam kendini insanlardan daha fazla saklamamaya karar verdi, Tara annesine olan nefretini içinden çıkarmak için şeytan çıkarma ayinine katıldı, Andy işini ve itibarını kaybetti, Jason güneş tarikatına katıldı ve zekasından büyük işlere bulaştı. 2 sezonda Bon Temps'dan da dışarı çıktık ve Dallas'a gittik. Eric'in yaratıcısı Godric'le tanıştık ve bir vampirin nasıl olgunlaştığını ve olduğu şeyden kurtulup tanrıya kavuşmasını izledik.

Genel olarak 2. sezonda bunlar yaşandı ama asıl olaylar sezon finalinde patlak verdi de denebilir. Şimdi bu olaylara değinmek istiyorum.




Maryann Sookie'nin evinde, büyükannesinin gelinliği içinde, etrafı Sookie'nin arkadaşları ile dolu olduğu halde damadı bekliyor. Sookie'nin değer verdiği her şeyi neredeyse yok etmiş, Sookie'nin ne olduğunu soruyor; garsonum cevabını alıyor ama yüzyıllar boyu Sookie gibi bir varlıkla karşılaşmamış. 3. sezonda Sookie'nin ne olduğu daha fazla sorgulanacak gibi görünüyor.




Kraliçe'nin kahvaltılarından birinin Sookie'nin kuzeni olduğunu öğrendik. Yozlaşmış kuzenin 3. sezonda rolü büyük olacak çünkü Sophie-Ann ve Eric arasında geçen Bill hakkındaki konuşmaya şahit oldu. Sookie'nin kayıplara karışan nişanlısını bulması için ona yön gösterebilir.




Eric'in kraliçenin yuvasındaki en yaşlı ve en güçlü vampir olduğunu öğrendik, ayrıca kraliçe bizzat Eric'e V sattırıyor ve Eric'in V sattığını öğrenen Bill'in icabına bakılması gerek yoksa kraliçe Eric'in dişlerinden küpe yaptıracak. Bu durumda Eric tüm kalleşliğiyle "onun icabına bizzat kendim bakacağım" diyor: Yatzee!




Düğüne geri dönelim; Bill Sookie'yi Maryann'den kurtarmak için Sam'i getiriyor, Sam Eggs tarafından kalbinden bıçaklanarak kurban ediliyor. Maryann kocası şeytan efendinin vücuda bürünebilmesi için Sam'in doğru vasıta olduğundan % 100 emin. Sam'in kanını boynuna sürüyor ama bu sırada ölmek üzere olan Sam Sookie'ye adağı devirmesini ve yumurtayı kırmasını söyleyince Sookie denileni yapıyor. Maryann deliye dönüyor, herkesi öldürmeyi düşünürken pençelerini çıkararak Sookie'nin peşine düşüyor. Tam Sookie'yi paralayacakken bir öküz böğürtüsü duyuyor; o da ne kocacığı karşısında öküz şemalinde.


Bundan sonra sezonun en çarpıcı sahnelerini izliyoruz:



Şeytan Maryann'e boynuzunu geçiriyor, Maryann'in kurban olmasını istiyor. Maryann kendisini kocasının boynuzuna teslim ediyor.



Beyaz öküz yavaşta değişerek Sam'e dönüşüyor; Sam Maryann'in zift karası kalbini eline alarak eziyor ve ölümsüz Maryann çok sevdiği kocasının yanına gidiyor.






Kalbinden bıçaklanan Sam'in nasıl ölmediğini de o an anlıyoruz; Sam Bill'den beslenmiş hatta biraz fazla beslenmiş ki Bill yerlerde sürünüyor. Yine 3. sezonda bu arkadaşlığın daimi olmasını diliyorum çünkü ikisini de çok seviyorum.


Yan karakterlerin durumuna bakacak olursak;



Jessica Hoyt'un yokluğunda kendini tır parkında buluyor, bakire vampirimiz Bill'i epeyce uğraştıracağa benzer.




Sookie'nin yardımıyla Maryann'in ona yaptırdıklarını hatırlayan Eggs cinayet silahı bıçak elinde Andy'nin üzerine saldırıyor. Andy'yi kurtarmaya çalışan Jason Eggs'i tam 12'den vuruyor ama Andy silahı alarak olayı üstüne alıyor. Eggs uğruna bu sezon yemediği halt kalmayan Tara gerçek aşkı bir kez daha kaybediyor. Gerçek aşk senin neyine zaten Maryann'in Bon Temps'a gelmesinin nedeni de senmişsin, Sookie'nin evini ve büyükannenin hatıralarını da mahvettin pislik insan diyorum kendisine. 3. sezon kasabayı terk etmesini ümit ediyorum, Lafayette'i bile daha çok seviyorum daha ne olsun.


Gelelim esas meseleye;



Bill tarafından romantik bir Fransız Restoranı'na götürülen Sookie tek taşı elinde buluveriyor, Bill yapılabilecek en güzel şekilde Sookie'ye evlenme teklif ediyor. Ama Sookie yaşlanıp elden ayaktan düşünce ne olacak çekincesiyle göz yaşlarına boğuluyor ve lavaboya kaçıyor.




Üzgün bir şekilde sevgilisinin dönmesini bekleyen Bill arkasından gümüş bir zincirle saldırıya uğruyor. Saldıran kişi Eric ise veya bu işte Eric'in parmağı varsa benden çekeceği var :@



Lavaboda yüzüğü parmağına takan ve sevdiği adamla ölene kadar beraber olmaya karar veren Sookie içeriye Evet Evet diyerek döndüğünde karşısında Bill'siz, kırılmış tabak ve bardaklarla dolu bir masa buluyor.

Peki Bill aldığı cevaba sinirlenip mi gitti yoksa kaçırıldı mı?

3. sezonda Bill'ini kurtarmaya çalışan bir Sookie, ailesini arayan bir Sam, kendini kasabanın kahramanı sanan bir Jason, gerçek aşkı da yitirince elinde bir şey kalmayan bir Tara ve Sookie'yi ele geçirmek ve Bill ile bizzat ilgilenmek misyonundaki bir Eric bizlerle olacak.

Zaman nasıl geçecek bilmiyorum ama sabırsızlıkla bekliyorum.

B.Kumbay / 17.09.2009

9 Eylül 2009 Çarşamba

True Blood Kitap İnceleme



Güneyli Vampirler Serisi True Blood için okumaya başladığım bir seri idi. Bu kadar muhteşem bir diziye ilham kaynağı olmuş kitaplar nasıldır acaba diye başladım ve oldukça şaşırdığımı itiraf etmeliyim çünkü beklediğimden çok daha iyi. Seriye başlamadan kafamda "ya Twilight gibi olursa" çekincesi vardı fakat Twilight'ın yanından bile geçemeyecek derecede iyi buldum. Öncelikli olarak kitaplarda gereksiz diyalog yok, gereksiz karakter yok, aksiyon düzeyi bir saniye olsun düşmüyor, olayların geçtiği mekanlar güzel tasvir edilmiş, karakterler gayet renkli seçilmiş, diyaloglar hem gerçekçi hem renkli. Yazar Charlaine Harris'i bir yönden oldukça taktir etmek gerekiyor o da doğaüstü bir hikayeyi bu kadar doğal anlatması.

Hikaye esas kız Sookie Stackhouse'un etrafında geçiyor; Sookie'nin çevresindeki normal ve normal olmayan insanlarla olan etkileşimi de diyebiliriz yalnız Sookie de pek normal sayılmaz çünkü kendisi bir telepat.

Her ne kadar seri Bon Temps isimli küçük bir kasabada geçse de karakterlerin zenginliği yüzünden kasaba size yeterli geliyor. Tüm Dünya'da vampirler tabutlarından çıkmış ve insanlarla eşit haklara sahip olmayı talep ediyor. Buna neden olan şey japonların icat ettiği yapay kan yani "True Blood". True Blood sayesinde artık insanlarla beslenmek zorunda olmayan (!) vampirler insanlığın tehtidi olmaktan çıkıp normal vatandaş oluyor, zaten insanların arasında yaşamaktalar fakat artık dişleri ortada gezebiliyorlar. Bu sırada tek bir vampir dahi bulunmayan Bon Temps'a ilk vampir geliyor, Sookie ile birbirlerine aşık oluyorlar ve olaylar cereyan etmeye başlıyor.

Kitapları okurken vampir severlerin yanında mitoloji severler de oldukça tatmin olacaklar zira etrafta sadece vampirler değil, şekil değiştirenler (Shape Shifters), telepatlar, antik periler ve kurtadamlar dahil bir çok yaratık dolanıyor. Hatta 2. kitap olan Şehir Ölüsü'nde karşımızda Elvis Prestley'i buluveriyoruz; vampir olarak.

Serinin bazı kişileri biraz olsun rahatsız edecek tek kusuru yumuşatarak söylemek gerekirse aşk sahneleri diyebilirim. Ama bir True Blood izleyicisi iseniz zaten size normal gelecektir.

Twilight'dan çok daha renkli, çok daha heyecanlı ve çok daha akıcı bir seri okumak isterseniz hemen başlayın derim. Bu arada Güneyli Vampirler Serisi 5 kitaptan oluşuyor ve ülkemizde sadece ikisi yayınlanmış durumda. Diğer kitapları sabırsızlıkla bekliyorum.




True Blood izleyenler için kitap ile dizi arasındaki ufak tefek farklılıkları da belirtmek isterim ama bu yazı kitabı okumayı düşünenler için ciddi spoiler içermekte onu da belirteyim.


* Öncelikle dizinin ana teması olan True Blood kitapta üzerinde fazla durulmayan bir ayrıntı olarak işlenmiş. Hatta ilk başlarda şişede değil kan merkezlerinde satılıyor, daha sonra marketlere düşüyor ve birden fazla markası var.

* Sookie dizide cesur, dayanıklı ve sert bir karakter. Kitaptaki Sookie daha dayanıksız, sürekli ağlayan ve hislerine zor hakim olan bir karakter olarak çizilmiş.

* Bence dizi ve kitap arasındaki en büyük fark Bill Compton karakteri. Dizide Vampir Bill'i sevmeyen hatta acımayan yoktur sanırım; merhametli, sevecen, kendine hakim olabilen, Sookie için gündüz dışarı çıkacak kadar ona aşık Bill kitapta inanılmaz derecede zıt bir kimliğe bürünüyor. Kitaptaki Bill Bon Temps'a yapay kandan bıkmış ve kendine sürekli beslenebileceği bir insan aramak için yerleşen, sekse oldukça düşkün, kan konusunda kendine hakim olamayan, Sookie ve Eric ilişkisine neredeyse duyarsızca yaklaşan, Sookie'nin başı dertteyken neredeyse kayıtsız kalan bir karakter ki bu anlamda sevmesi de oldukça güç.

* Eric dizidekinden biraz daha gösterişsiz ve daha az vahşi bir karakter. Sookie ile aralarında bir çekim var dizinin aksine.

*Sam (dizide en sevdiğim karakter) yine bir shape shifter fakat iki kitapta da yeteri kadar üzerinde durulmamış. Sookie'ye olan ilgisini açık ve seçik belli ediyor vee Sookie Sam'in aklını okuyamıyor.

* İki kitapta da Tara Thornton yok denecek az, ikinci kitabın sonlarına doğru ortaya çıkıyor ve Eggs ile nişanlı. Çok silik bir yan karakter olarak işlenmiş ki buna bayılıp ayılmadığımı söylersem yalan olur.

* Gelelim Jason'a, dizideki gibi Jason yine sapık ve yine seks ilahı fakat dizinin aksine Jason oldukça zeki bir karakter olarak işlenmiş (kitabı okurken gözümün önünde canlandırmakta bir hayli zorlandım doğrusu)

* Seride Lafayette'in Tara ile akrabalığı yok ve ikinci kitabın başında Andy'nin arabasındaki kırmızı ojeli ceset Lafayette'e ait (ki dizinin 1. sezon finalinden sonra yaptığım yorumda ben de böyle tahmin etmiştim).

* Kitapta Merlotte's da hamburger, patates kızartması ve birkaç çeşit sandviç dışında yiyecek yok; Sam barın lokantaya dönüşmesini istemiyor.

* Terry bildiğimiz Terry fakat iblislerin başkanlığını yapmıyor kitapta.

* Arlene ve çocukları Lisa ve Cody kitapta yine var fakat Rene (ilk kitabın ve sezonun seri katili) Arlene'in eski kocası.

* İlk sezonda Jason ile ciddi bir ilişki yaşayan Amy kitapta yine Rene tarafından öldürülüyor fakat Jason ile olan beraberliği bir gecelik kaçamaktan ibaretti.

* Kitapta Daphne yok ve şok şok şok; Sam kitapta sadece Manead olarak geçen dizideki Maryann Forrester ile ilişki yaşıyor (ıykk).

* Kitapta V alışverişi yok, V'nin etkileri sadece bir cümlede geçiyor (insanlar üzerinde uyuşturucu etkisi var diyor Sookie).

* Kitapta Jessica yok, ya da henüz yok diyeyim.

* Kitapta vampir kraliçesi henüz görünmedi.

* Dedektif Andy Bellefleur ikinci kitabın sonlarına doğru ayyaş oluyor, Portia adında bir kızkardeşi var, ikisi de vampirlerden nefret ediyorlar ve şok şok şok; Bill ikisinin de büyük büyük büyük babası.

* Sookie'nin kedisi Tina başı kesilerek değil boğularak öldürülüyor.

* Bill evinde bodrumda değil mezarlıkta uyuyor (ve evet mezarlık sahnesi kitapta da var ama dizidekinden bir hayli sert).

* 2. sezonun tersine kitapta Maryann (Manead)'in etkisine sadece bir avuç insan giriyor ve Andıy, Tara ve Eggs hariç hepsi ölüyor. Ayrıca adı Maryann değil.

* Kitapta Godric (Godfrey) bir hain, Eric ile herhangi bir alakası yok ama yine gündoğumunda intihar ediyor.

* Steve ve Sarah kitapta çok az işlenmiş daha cani karakterler. Kilise yine var ama Jason'ın Dallas'da olanlardan haberi bile olmuyor.

* Kitapta Mike Spencer Lafayette'in katili (sevsem mi adamı!)

* Tara'nın annesi ve içindeki şeytan durumları da yok kitapta (çok şükür).

* Kitapta Sookie Bill'den kan içtikçe (iyileşmek ve bir kere de başka bir amaçla) güzelleşiyor, saçlarının rengi açılıyor, güçleniyor.

* Kitapta Sookie Maryann'in saldırısına uğradıktan sonra Bill, Eric ve Pam tarafından kanı kuruyana dek çekiliyor ve ardından kan nakli yapılarak kurtuluyor.

* Kitapta Bill evine bir güzel tadilat yaptırıyor ve Bill tabutta uyumaktan hoşlanıyor ve Bill başkalarından beslenmekten de hoşlanıyor (sen neymişsin Bill).

* Kitapta insanlarla vampirlerin evliliği yasal değil.

* Kitapta kurtadamları da gördük.

* Kitapta Sookie Eric'in kanını içti ama Bill'in bu duruma tepkisi farkedilmeyecek kadar az oldu.

* Kitapta Sookie ve Eric'i öpüşürken (ve bir keresinde Bill onları izler ve ses çıkarmazken) birkaç kez görebilirsiniz.

* Kitaptaki bazı diyaloglar dizide virgülüne kadar aynen işlenmişken bazı olaylar ve karakterler inanılmaz derecede farklı hatta hiç işlenmemiş. Bu da benim hoşuma giden ayrıntılardan biri oldu, dizi hakikaten seriden esinlenmiş ama aynı zamanda kendini geliştirmiş.





Şimdilik aklıma gelen farklar bunlar, aklıma geldikçe ilave ederim fakat iki kitabı 1 haftada bitirdim ve sanki dizinin yeni bölümlerini izliyor gibi oldum. Kitaplardan gerçekten zevk aldım. Vampir sevenlerin okumasını ciddi ciddi tavsiye ederim.


B.Kumbay / 09.09.09

Justice League

Ve bir yıldır beklediğim Justice League'i sonunda izledim hem de 4dx olarak. Beklediğime değdi mi: evet, bayıldım mı: hayır. Sonuç...