8 Mayıs 2016 Pazar

Kabuslar Pazarı


Stephen King'in her eseri güzeldir fakat kısa hikayelerini ayrı bir severim; kısa hikaye yazmak kolay değildir ama usta her bir hikayesine koca bir dünya sığdırmayı başarabilen yazarlardandır. King'in hikayeleri o kadar renkli ve o kadar çeşitlidir ki, edebiyatın her tarzında hikayesini okumanız mümkündür. İşte bu nedenlerle Bazaar of Bad Dreams büyük bir heyecanla beklediğim King kitaplarındandı ve beklediğime kesinlikle değdi.

Dilimize çevrilmiş ismiyle Kabuslar Pazarı'nı King'in diğer hikaye kitaplarından ayıran özellikler var; bunlardan biri her hikaye öncesi okuma şansına erişebildiğimiz King'den notlar, hikayenin doğuşu ve King'in esinlendiği bizzat yaşamış oldukları. Hatta bazı notlar hikayelerden daha güzel, ne de olsa King'in kaleminden çıkıyor.

Kabuslar Pazarı'nın bir başka eşsiz özelliği içerdiği hikayelerin toplama olması yani bir nevi ortaya karışık; King'in eski hikayeleri, hikaye-şiirleri, yeni hikayeleri, daha önce e-book olarak yayınlanan hikayeleri bir araya getirilmiş ve ortaya muhteşem bir karışım çıkmış. Hikayeler arasında korkudan drama hemen hemen her tür var; şiir şeklinde yazılmış olan Kemik Kilisesi'nin tadı bir başka ve özellikle Kara Kule severlerin bayılacağı UR ile tüm kitapta bol bol yer alan 19 sayesinde bir başka güzel Kabuslar Pazarı. 

Kitabın genel yapısı hakkında değinmek istediğim birkaç konu var; Altın Kitaplar son yıllarda Stephen King kitap kapaklarına ayrı bir özen gösteriyor; kitaplar orijinal kapak üzerinde orijinal ismi ve Türkçe ismi ile basılıyor ve bundan çok memnunuz. Kabuslar Pazarı'nın kapağı mat selefon parlak kabartmalı baskı, elinizi sürdüğünüzde kadifeymiş hissi uyandırıyor fakat aynı zamanda üstünde fena halde parmak izi kalıyor bu nedenle keşke tamamı parlak selefon olsaydı diye düşünmedim değil. Kitabın çevirisi beni mutlu etmedi, yer yer imla ve baskı hataları var, çeviri dili alıştığımız King çevirisi dili değil ama hikayeler o kadar iyi ki ilk üç hikaye sonrası ne dile ne imlaya dikkat etmiyorsunuz. Kitapla ilgili son hayal kırıklığım ayracı olmaması, Altın Kitaplar bir ayracı bize fazla görmemeli artık diye düşünmekteyim.

Hikayeler ile ilgili ispiyon vermemek adına aşağıda her bir hikayenin konusundan kısaca bahsettim fakat yine her hikayenin altındaki koyu ve italik kısımlar ispiyon içermektedir, kitabı okumadıysanız ve okumayı düşünüyorsanız bu kısımlardan şiddetle uzak durmanızı tavsiye ederim.

Mile 81
Ağabeyinin çetesine girmek için yaşı tutmayan ve kendine heyecan dolu bir macera arayan Pete Simmons I-95 üzerindeki Mile 81 mevkiinde terk edilmiş dinlenme tesisini keşfetmek için yola çıkar. İn cin top oynayan Burger King'de yolda bulduğu votkayı devirince kafayı bulup uyuya kalan Pete bir süre sonra yalnız değildir artık; ziyaretine eski model steyşın bir araba gelmiş onu beklemektedir.

Kitabın bomba gibi başlayan ve enteresan şekilde biten hikayelerinden. Mekan dolayısıyla bana Kim Bulduysa Onundur'u; başrolü dolayısıyla da Buick 8'i çağrıştıran ilginç bir hikaye. Finalinde arabanın mağlubiyeti ve kaçışı kimsenin beklemediği bir şekilde gerçekleşiyor, en azından ben arabanın roket gibi uzaya kaçmasını beklemiyordum.

Premium Harmony
On yıllık evli Ray ve Mary'nin alışveriş macerası. Mary yeğenine mor top almak için oyuncakçı dükkanına girer, Ray arabada sıcaktan bunalarak Mary'nin köpeği Biz'le birlikte beklemeye başlar.

Karı-koca ilişkileri, tekdüze bir yaşamın bir dakikada nasıl değişebildiği üzerine doğaüstü öğeler içermeyen kitabın orta karar hikayelerinden biri. Ray'in karısının ölümüne tepkisiz kalmasına kızmıyorsunuz da Biz'in ölümüne verdiği tepki sizi çileden çıkarıyor. Her an herkesin başına gelebilir tarz hikayelerden.

Batman ve Robin Tartışıyorlar
Sanderson her zaman yaptığı gibi bakım evindeki babasını yemeğe götürür, dönüşte yaşayacakları ufak bir trafik kazası her şeyin bir anda nasıl da tepetaklak olabileceğinin en güzel örneklerinden biri olacaktır.

Baba-oğul ilişkileri ve tekdüze bir yaşamın bir dakikada nasıl değişebildiği üzerine doğaüstü öğeler içermeyen yine kitabın orta karar hikayelerinden biri daha. Bu hikayenin benim için anlamı bir başka çünkü okuduktan bir gün sonra buna çok benzer bir olay sokağımızda yaşandı; yumruklar ve bıçaklar havada uçuştu, kimse ölmedi ama bu duruma baya yakındı. Tesadüflere inanmam, hikayenin etkisinde fazla mı kaldım acaba diye düşünmedim değil.

Kum Tepesi
Yargıç Harvey L. Beecher bağımlıdır, bir kum tepesine. Yargıç yaş ilerleyince kum tepesini korumak için tepeyi vasiyetnamesine koymaya karar verir.

Ölecek insanların isimlerinin kendi kendine belirdiği bir kum tepesi ve bu isimleri günü gününe takip etmenin (ve belki de yaratmanın) bağımlısı olmuş bir adam. Okuyucuların büyük kısmı bu hikayeyi pek bir beğenmiş olsa da benim favorilerimden değil, nedeni sonunu baştan tahmin edebilmiş olmam. Benim için orta karar.

Kötü Çocuk
İdamını bekleyen George Hallas şimdiye dek pek konuşmadığı avukatına işlediği suçu ve nedenini anlatmaya karar verir, George bir çocuk katilidir fakat hiçbir şey göründüğü gibi değildir, göründüğü gibidir mi yoksa?

Bana göre kitabın en iyilerinden biri, 'bir düşün suç öldürende mi ölende mi' felsefesini benimsemiş biri olarak lanet bir çocuk tarafından hayatı boyunca kovalanan ve sevdiklerini bu çocuğa tek tek kurban veren zavallı George'un hikayesi beni oldukça etkiledi. Finali de güzel, çocuk tip olarak Chucky'ye pek bir benziyordu yalnız, okurken tüylerimi diken diken etti.

Bir Ölüm
Şerif Barcaley kimsesiz ve gariban Jim Trusdale'i cinayetten tutuklar, ortada delil olmamasına rağmen kasaba halkı Trusdale'in katil olduğundan eminken Şerif farklı duygular içerisindedir.

Geçen yıl orijinalini okuduğumda da etkilenmiştim Bir Ölüm'den, sağ gösterip sol vuran King'in dram türündeki etkileyici kısa hikayelerinden biri. Bu hikaye Gilead zamanında bir kasabada geçiyor diye düşündüm hep nedense.

Kemik Kilisesi
Fil dişi uğruna ölümün gezdiği amansız bir ormana doluşan bir grup insanın şairane ölüm yolculuğu.

Kitabın bayıldığım ikinci hikaye-şiiri. Şiirden nefret ederim ama o şiir King'in kelimeleriyle yazılmışsa inanılmaz bir tarza dönüşüyormuş meğer. Vahşi doğada bir yolculuk, bolca ölüm, çıldırmış insanlar, e daha ne olsun.

Ahlak
Birbirlerini seven fakat para sıkıntısı çeken Chad ve Nora'nın ahlak, vicdan ve birbirleriyle imtihanı. 'Gönüller bir olsun samanlık seyran olur'culara tokat gibi bir hikaye.

Kitabın en çarpıcı hikayelerinden biri. Chad ve Nora parasızlık yüzünden mutsuzlar ve birgün karşılarına çok para kazanma şansı çıkıyor; ahlaklarından ödün verirlerse mutlu olabilecekler, veremezlerse borç içinde yaşamaya devam edecekler. Kilit karakter kesinlikle Nora, para için yaptığı şey ona hafif bile geldi diye düşünüyorum, önüne seçenek sunulsa daha beterini de yapabilirdi.

Öbür Dünya
William Anders ölür, ruhu bedenden çıkar, Anders tünelin ucundaki ışığı görmeyi beklerken kendini bir koridorda buluverir, garip bir piknik fotoğrafının karşısında.

Kitabın bayıldığım üçüncü hikayesi, ölümden sonra yaşam olgusunun en çarpıcı örneklerinden biri bence. İki kapı var sağdakini seçersen sonsuza dek yok olursun, soldakini seçersen sıfırdan başlar ve daha önce yaşadığın hayatın aynısını yaşarsın. Hiç bir şey hatırlamayacaksın, hatalarını telafi etmek için, bol para kazanmak için, işlediğin günahları işlememek için hiç şansın yok. Daha önce ne acılar çektiysen aynılarını çekecek, nasıl öldüysen aynı şekilde öleceksin. Peki bunları bile bile tekrar bir hayat mı yaşayacaksın yoksa sonsuzluğa mı karışacaksın? Sonsuzluğu seçebilecek kadar cesur musun veya korkak mısın? Cevap: ben sonsuzluğu alayım.
 
 

UR
Wesley Smith biraz eski kafalı kitap kurdu bir öğretmendir. Kız arkadaşıyla ayrılmaları üzerine gaza gelen Wesley eski kafasından kurtulmak için internetten bir Kindle satın alır, pembe Kindle'ını eline alan Wesley'nin önünde sınırsız seçenekte kitap vardır artık; tüm yazarların her bir kitabı, dünya üzerinde var olan ve olmayan.

Kitabın bayıldığım dört numarası. Eski kafalı Wesley'nin eski sevgilisine hava atayım derken girdiği içinden çıkılamaz durum; amazon'dan satın aldığını sandığı ve büyük ihtimal Kuzey Merkez Pozitronik imalatı pembe kindle'ı eline alıyor ve olanlar oluyor. Hayranı olduğu yazarların hiç bilmediği hikayelerini, romanlarını, yaşam öykülerini okudukça kendinden geçen Wesley tam da çıldırmanın eşiğindeyken kindle'ın geleceği gösterme özelliğini fark ediyor ve haddi olmayan işlere girişiyor. Wesley'nin karşısında sarı pardesülü adamları bulması, hikayede Kara Kule ve Gül'ün adının geçmesi inanılmaz güzel. Kurgusu bakımından 11/22/63'ü andırdı bana ama çok daha mütevazısı tabi, adam sadece eski sevgilisini kurtarmaya çalışıyor, zavallı Wesley. "Ne kulesi, ne gülü?"

Herman Wouk Hala Hayatta
Yaşlı bir çift ikinci baharlarını yaşamakta, yaptıkları yolculuğa ara vermiş şiir okuyarak piknik yapmaktadırlar. Bu sırada yolda bir minibüs hız sınırlarını aşmış bir halde onlara doğru gelmektedir.

Hayatının son baharında yaşama sıkı sıkı tutunmuş insanlar vs gencecik ve küçük çocuklarıyla intihar yolculuğuna çıkmış insanlar. Bu insanların yolu feci bir kazada kesişiyor, ortalık toz duman, kan revan. Orta karar hikayelerden ama sevdim diyebilirim.

Kötü Hissetmek
Brad deneyimli bir reklamcıdır, birkaç gündür karısı yataktan kalkamayacak kadar hasta olan Brad köpekleri Lady'yi yürüyüşe çıkarır ve işe gider, her zamanki terane. Ne var ki Brad'in aklı başka yerdedir, sanki kötü bir şey olmuş da o unutmuş gibi...

Kitabın çarpıcı hikayelerinden, ortalarda kadının çoktan öldüğünü anlamış olsam da final yine de çarpıcı özellikle Lady'nin yaptığı şey ki bir köpeğin bunu yaptığına kesinlikle inanmam bu bakımdan belki de adam öldü de arafta kabir azabı çekiyor diye düşünmekteyim.

Barikat Billy
Titans beyzbol takımında birden yıdızı parlayan ve parladığı gibi de sönen oyuncu William Blakely'nin hikayesi.

Kitabın bana göre vasatın altı hikayelerinden biri, nedeni beyzbolu bilmemem ve haliyle hikayedekilerin yarısını gözümün önüne getirememem. Ortada doğaüstü bir durum yok, diyaloglar ve karakterler enteresan ama çok da esprisi olmayan bir hikaye. Sondan ikinci.

Mister Yummy
Ollie ve Dave yaşlılar bakım evinde kalan iki arkadaş, Ollie Dave'e bir zamanlar bir dans klübünde gördüğü yakışıklı ve karizmatik Mister Yummy'nin hikayesini anlatır çünkü Mister Yummy'yi yakın zamanda tekrar görmüştür fakat Mister Yummy'nin ortalarda görünmesi pek de hayra alamet değildir.

Baş karakteri sevemediğimden midir artık pek de haz almadığım hikayelerden biri oldu Mister Yummy. Bu arada Altın Kitaplar'ın bu dahil bazı hikayelerin isimlerini neden Türkçe'ye çevirmediğine anlam veremedim. Bay Nefis demek o kadar da zor olmasa gerek?

Tommy
Tommy ölür, cenazesi olur, tüm bunlar kırk yıl önce olup bitmiştir.

Tommy keşke ölmeseydin de bu hikaye-şiir hiç yazılmasaydı, sevmedim hiç sevmedim. Sondan birinci.

Sancının Küçük Yeşil Tanrısı
Newsome dünyanın en zengin altıncı adamıdır, uçak kazası geçirmiş sağ ve aynı zamanda sakat da kalmıştır. Doktorlardan fayda görmeyince değişik tedavi yöntemleri denemeye karar veren Newsome'un son ziyaretçisi Peder Rideout'dır. 

Dramın önce gerilime ardından fantastik-korkuya bağlandığı an, işte o an soluğumuzu tutarak okuduğumuz andır. Gayet güzeldi, kitabın en iyilerinden biri bana göre.

O Otobüs Başka Bir Alem
Wilson iş görüşmesi için New York'a gider, Wilson iş görüşmesine yetişebilmek için taksiye biner, Wilson'ın taksisi trafikte bir otobüsle yan yana kalır.

Wilson go home! diye bağırasım geldi, vasatın altı ama yine de kendini okutuyor en azından ben Wilson iş görüşmesine gidebilecek mi acaba diye büyük bir heyecanla okudum ama görmek nasip olmadı.

Ölüm İlanları
Michael Anderson gazetecilik mezunu bir işsizdir. Birgün can sıkıntısından yeni ölmüş bir ünlüye ölüm ilanı yazar ve Neon Circus'a gönderir. İlandan etkilenen gazete Mike'ı işe alır, köşesi bir hayli ses getirir, her şey iyidir hoştur ta ki Mike maaşına zam yapmayan editörünün ölüm ilanını yazıp istifayı basana kadar.

Kitabın enteresanlarından, Death Note'u anımsatsa da ortada defter yok ve hikayedeki Ryuk pek de akıllı olmasa gerek zira ölüm ilanı yazılan kişinin isim soyisminde hatta benzer isimlerde ne kadar insan varsa topunu birden götürüyor. Hikayenin finali tatmin edici, en azından ucu açık bırakılmadı diyeceğim ama kim için ne için.

Sarhoş Havai Fişekleri
Alden McCausland babası öldükten sonra annesiyle gününü gün ederek yaşamaya başlar. Yazları göl kıyısındaki yıkık dökük kulübelerinde geçirmektedirler, bir 4 Temmuz akşamı göl üzerinde maytap patlatmaya karar veren anne oğul kendilerini gölün karşısındaki büyük malikanede yaşayan İtalyan aile ile deli dehşet olayların içinde buluverir.

Bayıldıklarım listesinin beş numarası, ortalarında göl olan iki ailenin 4 Temmuz sidik yarışı. En büyük ve en ihtişamlı havai fişeği kim patlatacak diye büyük bir heyecan içinde bir çırpıda okuyorsunuz. Keşke finali biraz daha enteresan olsaydı diyeceğim ama Alden'a fena halde acıdığımdan bir şey demek istemiyorum, umarım mapuslara düşmemiştir.

Yaz Günü Gök Gürültüsü
Robinson ve köpeği Gandalf sessizlik içinde ve sessizliğe mahkum bir dünyanın belki de son sakinlerindendir, birlikte ebedi kışın sonsuza dek gelmesini beklemektedirler.

Ve Kabuslar Pazarı'nın en sevdiğim, en çok bayıldığım hikayesi. King bu hikayeyi mahsus mu sona koydu (bence evet) bilmiyorum ama kitaba büyük ve muhteşem bir kapanış olmuş. Kıyamet senaryosu olsun taştan olsun derim hep ama bu gerçek bir kıyamet senaryosunun son demi, insanlığın tükenişi, perdenin kapanışı olduğundan beni baştan aşağı titretti. Sonumuzun bu şekilde gelmesi ihtimallerin en başında, King'in bunu bile bile en büyük korkumuzla bu şekilde oynaması muhteşem olmuş. İnsanlık ve gezegenin büyük kısmı insanoğlu tarafından yok edilince gezegen üzerinde yürüyen son adem oğlullarının o karanlık ümitsizliği resmen sizi çarpıyor. Keşke biraz daha uzun olsaydı diyeceğim ama hayır tam kararında bir son olmuş, hem hikayeye hem de Kabuslar Pazarı'na.

Yani ilk beşim: Yaz Günü Gök Gürültüsü, Kemik Kilisesi, Öbür Dünya, UR ve Sarhoş Havai Fişekleri

Sonuç olarak Kabuslar Pazarı King'in en iyi hikayeler kitabı olmasa da (bir numaram halen Rüyalar & Karabasanlar'dır) rahatlıkla en çarpıcı hikayeler kitabı diyebilirim. Sadece King'in ön sözleri için bile Sadık Okuyucu'dan büyük bir ödülü hak ediyor.

Bu arada. Altın Kitaplar'a son bir sözüm olacak; King'in bizi tarif etmek için kullandığı 'Constant Reader'ı yıllarca 'Sadık Okuyucu' olarak çevirip de Kabuslar Pazarı'nda 'Daimi Okurum' diye çevirmeniz hoş değil. Biz 'Sadık 'Okuyucu'yu benimsemişiz bir kere, doğrusu veya yanlışı, değiştirmeyin! Her yanlışı düzeltecekseniz onlarca kitabın ismi ile birlikte Kara Kule'nin ismini de değiştirin ve Karanlık Kule yapın o zaman. Hiç olmamış.

Burcu Kumbay / 07.05.2016

 

 

Justice League

Ve bir yıldır beklediğim Justice League'i sonunda izledim hem de 4dx olarak. Beklediğime değdi mi: evet, bayıldım mı: hayır. Sonuç...