28 Kasım 2015 Cumartesi

Kıyamet Kitabı


Dikkat, bu yazı kitabı okumayanlar için yer yer ispiyon içerebilir!

Kara Ölüm sırasında halk Tanrı’nın onları terk ettiğine inanmıştı. “Bizden neden yüz çevirdin?” diye yazmışlardı. “Neden feryatlarımızı duymazdan geldin?” Belki de Tanrı onları duymamıştı. Belki de gökyüzünde kendisi de hasta vaziyette yatıyordu ve gelememişti. – Kıyamet Kitabı

2054 yılı İngilteresi, zamanda yolculuk keşfedileli çok olmuş ve özellikle bilimadamları ile tarihçilerin sık sık kullandığı bir araştırma yöntemi. Kivrin Engle adındaki genç tarihçi 1320 yılının Ortaçağ İngilteresi’ne gitmek için son hazırlıklarını tamamlıyor. İnişi gerçekleştirecek teknisyen Badri Chaudhuri son kontrolleri tamamlarken başta Kivrin’in hocası Profesör James Dunworthy olmak üzere proje ekibi laboratuarda gergin bir bekleyiş içerisinde çünkü 1320 yılının Oxford’u oldukça tehlikeli bir yer, özellikle de yabancı ve genç bir kız için. 14. yy salgın hastalıklar, cadı avları, soygunlar ve cinayetlerle dolu. Kivrin 1348 yılındaki Kara Veba salgınından uzakta olacak, buna rağmen bağışıklık sistemi güçlendirilmiş ve tüm aşıları yapılmış. Ortaçağ İngilteresi İngilizcesi’ni anlayıp konuşabilmesi için özel bir tercüme sistemi ve ses kayıt sistemi vücuduna yerleştirilmiş, giysileri özel olarak dokunmuş ve özel eğitim almış. Tüm önlemlere rağmen Profesör Dunworthy çok tehlikeli olduğu için Kivrin’in gitmesini istemiyor fakat gidişine engel olamıyor. Noel’den hemen önce iniş gerçekleştiriliyor ve Kivrin 14. yy’a gönderiliyor.

Yıl 1320, Kivrin iniş sonrası kendini kaybediyor, anlaşılamaz bir şekilde hasta. Yüksek ateş nedeniyle nerede olduğunu bilemediği bir süreç sonrası gözlerini bir ortaçağ İngiliz köyü evinde açıyor, üzerine eğilmiş olan rahip son duasını ediyor.

Yıl 2054, iniş teknisyeni Badri Chaudhuri iniş sonrası kendini kaybediyor, anlaşılamaz bir şekilde hasta. İniş ile ilgili teknik kontroller ve zaman doğrulaması yapılamıyor; diğer tüm teknisyenler Noel tatilinde. Profesör Dunworthy inişle ilgili bir sorun olduğunu hissediyor ama ortaçağ bölümü yetkilisi olmadığı için elinden bir şey gelmiyor; Kivrin’in 1320’de Oxford’da olduğu doğrulanamıyor.

Kıyamet Kitabı iki farklı zaman diliminde fakat neredeyse aynı mekanda geçen bir zamanda yolculuk hikayesini anlatıyor. Kitabın anlatım dili bir hayli basit ve anlaşılır olmasına; zamanda yolculuk, fizik ve tıp ile ilgili karmaşık terimler ve bilgiler içermemesine karşın kitabın ilk yarısı uzun diyaloglar ve gereğinden fazla detay içeren bölümlerle dolu. İkinci yarıdan itibaren ise kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz; heyecan ve dram had safhaya ulaşıyor. Böyle uzun ve detaylı bir hikayeye göre az sayıda karakter olması kitabın artılarından. Baş karakter Kivrin dahil tüm karakterleri yeterince tanıyabiliyoruz, tümü abartısız, karmaşık olmayan sizden bizden insanlar. Hikayenin geçtiği iki zaman diliminin anlatımı tatmin edici olmakla birlikte 2054 yılı İngilteresi ile ilgili çok şey öğrenemiyoruz; neredeyse günümüzle birebir bir zaman dilimi gibi anlatılmış. Daha sonradan Kivrin’in gerçekte gittiği yıl olduğunı öğrendiğimiz 1348 yılı ile ilgili verilen detaylar ise oldukça iyi işlenmiş; evlerden tutun insanların gelenek göreneklerine, yenilip içilenlere, ilaçlara kadar her şey detayıyla karşımızda. Özellikle Kara Veba salgını sırasında Kivrin’in yaşadıkları ciddi anlamda kanımı dondurdu, kendimi karaktere oldukça yakın hissettim ve Skendgate gözlerimin önünde birebir canlandı; cidden feci bir manzaraydı. 

Hikayede iki farkı zamanda aynı mekanda yaşayan insanlar iki farklı felaketi Noel zamanı yaşıyor; 1348’de 75 milyon Avrupalı’yı öldüren veba salgını ve 2055’de gelişmiş tıbba, ilaçlara ve karantina kurallarına rağmen birçok ölüme neden olan grip salgını. Zamanlar arasında bu kadar fark varken insanların davranışlarının neredeyse aynı olduğunu görmek enteresandı. Yazar özellikle din ve inanış konusunu çok güzel karşılaştırmış; zaman ne olursa olsun insanoğlu minicik bir mikroba yenik düşebiliyor ve bunun için suçlayacak birilerini muhakkak bulabiliyor. 2055’deki salgının kaynağının antik Skendgate’deki mezarlık olması; Kivrin’in geçmişte bulunduğu süre boyunca kazılarda el bileğindeki transplant kayıt cihazını aramaları, hikayenin neredeyse tüm karakterlerinin salgınlar yüzünden ölmesi ve özellikle Kivrin ile Rahip Roche arasındaki ilişki çok etkileyiciydi. Hikayenin finali belki tahmin edilebilir fakat finalde karlar altındaki manzara; kan ve kara irin içinde birbiri üstüne yığılmış cesetler, sayısız mezar, köylerde başıboş dolaşan hayvanlar ve nihai sessizlik gerçekten etkileyiciydi. Kardeşin kardeşi, annenin çocuğunu, din adamlarının yardıma muhtaç insanları bırakıp kaçtığı; ölüleri gömecek birinin dahi arkada kalmadığı bir dünyada öleceğini bilerek kaçmadan insanlara yardım etmeye çalışan; ölenleri gömen ve onları arkalarından dua ederek cennete uğurlayan insanlar; insanoğlunun kalbindeki karanlık ve aydınlığın aynı anda ortaya çıkışı; kaos, ölüm, sevgi ve umudun aynı anda yaşanması etkileyici.

Kitapla ilgili bazı bölümlerin gereğinden çok uzatılması dışında olumsuz bir düşüncem yok. Yalnız kitabın baskısı ile ilgili bir şey söylemek isterim; 580 sayfalık 3. Baskısını yapmış ve pek de ucuz olmayan bir kitapta yazım hataları dışında bazı kelimelerin yutulmuş olması hoş değil. Özellikle kütüphanemin en güzel yerine yerleştireceğim Kıyamet Kitabı için hiç hoş değil. Bu da ithaki’ye ufak bir serzenişim olsun. 

Kıssadan Hisse; bilimkurgu, kıyamet hikayesi ve zamanda yolculuk sevenlerin muhakkak okuması gereken bir kitap Kıyamet Kitabı. Son zamanlarda aynı şeyleri ısıtıp ısıtıp önümüze koyan Hollywood nasıl oldu da bu kitabı keşfedemedi haytret; film uyarlaması yapılırsa dehşet güzel olur hatta muhteşem bir dizi de çıkabilir bu hikayeden. Benden söylemesi.

Burcu Kumbay / 28.11.2015


Hiç yorum yok:

Justice League

Ve bir yıldır beklediğim Justice League'i sonunda izledim hem de 4dx olarak. Beklediğime değdi mi: evet, bayıldım mı: hayır. Sonuç...