19 Nisan 2015 Pazar

Aden

“Yoklama”, dedi Kaptan.
“Burada”, dedi Mühendis.
“Burada”, dedi Fizikçi.
“Burada”, dedi Kimyager.
“Burada”, dedi Sibernetikçi.
“Benimle birlikte altı”, dedi Doktor.
“Herkes burada. Tebrikler”. Kaptan’ın sesi sakindi. “Ya robotlar?” Yanıt yoktu.

Peki siz orda mısınız? Cevap evet ise başlayabilirim o halde.


Hayalgücü uçsuz bucaksız bir evren, bilimkurgu denilen yıldızlarla aydınlanan rengarenk ve dopdolu bir boşluksa eğer, Aden bu yıldızların en parlaklarından biri olsa gerek. Stanislaw Lem’in hayat verdiği koskoca bir yıldız. Bilimkurgu yazmak işlerin en zorlarından olsa gerek, peki hiç görmediğiniz, hiç dokunmadığınız, hiç koklamadığınız bir dünyayı anlatabilmek?

Hayallerin ötesinde bir flora ve fauna ile kaplanmış ayak basılmamış bir gezegene düşen bir uzay gemisi içindeki altı astronot; isimleri önemli değil bilmiyoruz, ünvanları ile hayat bulan gelecekten altı karakter, altı bilimadamı, altı gelişmiş beyin. Uzay boşluğunda mücevher gibi parlayan bir opal küre; Aden gezegenine sert bir düşüş sonrası gemiyi tamir edip eve dönebilmekle gezegeni fethetmek arasında kalan altı insanın hikayesi.

Gemiden çıktıktan sonra yapılan bir keşif gezisinde hiç görmedikleri, hiç bilmedikleri, anlayamadıkları canlıların yanında, çalışan bir fabrikaya rastlıyorlar, o andan itibaren merak ve keşfetmenin açlığıyla hayatta kalma mücadelesi arasında kalıyorlar. Hepsi iyi eğitimli, konularının belki de en iyileri ve en beceriklileri. Düşünceler çatışmaya başlıyor, insanlık sorgulanıyor, inançlar üzerine tartışılıyor ve ufukta gezegen sakinleriyle ilk temas görünüyor.

Aden bilimkurgu okuyucusunun kütüphanesinde en güzel yere yerleştirilmesi gereken bir kitap. İnsanoğlunun doğasını, içgüdülerini, bilinmeyenle olan iletişim mücadelesini, teknolojiyi kullanma yetisini, gaddarlığını, masumiyetini, vicdanını döküyor sayfalara. Zor zamanlarda sıkı sıkı tutunulan inancı sorguluyor, cevabının “Credo Quia Absurdum” (Saçma olduğu için inanıyorum) olduğu sorularla dolduruyor zihninizi. Altı gelişmiş beynin içgüdüleriyle mücadelesini o kadar güzel yansıtıyor ki, okurken kendinizi sorguluyorsunuz, ben olsam ne yapardım diyorsunuz.

Aden’in yazım dili ne çok karmaşık ne çok basit. Hikayenin 1959’da yazıldığını göz önüne alırsak Stanislaw Lem’in muhteşem bir iş çıkardığı ortada. Bir bilimkurgu hikayesinde olması gereken her şey dozunda verilmiş. Bana göre tek kusuru sonuç bölümünün kısalığı, kitap bittiğinde “ne olurdu on sayfa daha olsaydı” diye gözlerimi dolduran bir finali var hikayenin. Karakterler sevilesi, neredeyse tümü insanoğlunun en iyi hamurundan yoğurulmuş; Kaptan, Mühendis, Fizikçi, Kimyager, Sibernetikçi ve Doktor isimsiz kahramanlarınız oluyor, olayları birlikte yaşıyorsunuz.

Aden anlatılacak bir kitap değil, hissedilecek bir kitap. Tekrar tekrar okunup üstünde düşünülecek, belki de hayatınızı değiştirecek kitaplardan. O yüzden bilimkurgu seviyorsanız eğer, beklediğiniz kabahat.

Buradan itibaren kitabı okumadıysanız eğer ve okumayı düşünüyorsanız, sizlerle yollarımız ayrılıyor.
Bilimkurgu’nun yolundan ayrılmamanız dileklerimle.


Aden’de şimdiye dek duymadığım, okumadığım, izlemediğim bir canlı türü olan ikicanlılar ile karşılaşmak anlatılmaz ve unutulmaz bir deneyim oldu. Evrimin zekalarını olabildiğince geliştirirken bedenlerini es geçtiği; bedenleri tarafından düşüncelerini gerçekleştiremeyecek derecede kısıtlanmış bir halk Aden halkı. Fizyolojilerinin ilginçliği yanında hayat felsefeleri, yaşam tarzları, teknolojileri, politoloji ve bilimsel gelişmişlikleri çok çok enteresan. Dünyalılar’a verdikleri tepkiler, iki tür arasındaki savaş ve gerçeklerin ortaya çıkması ile yaşanan duygusal yakınlaşmayı okumak inanılmaz zevkliydi. Dünyalılar ayrı bir olay, tüm karakterler gelişmiş bireyler olmalarına rağmen olaylara duygusal yaklaşmaları, Aden halkına verdikleri tepkiler, şiddet ve yıkımın yanında zayıf olana yardım etme isteği ile eve dönmek arasında kalan altı insan. İsimleri belirsiz demiştim ama sadece Mühendis’in ismini biliyoruz ve Henry belki de aralarındaki en renkli karakter, en azından benim en çok sevdiğim o oldu. Kitabın bana göre zayıf olan tek yönü sonuç kısmının oldukça kısa tutulması olduğunu söylemiştim, bunun yanında bazı detayların fazla açıklanmayarak hayalgücümüze bırakılması hayal kırıklığı yaratabilecek cinsten; şahsen özellikle ikicanlıların  yarattıkları insan silüetine ne olduğu, hangi amaç ile yaratıldığı ve gezegenin tarihi hakkında daha çok detay okuyabilmek isterdim.

                                                               Aden halkı; ikicanlılar.


Aden buram buram bilimkurgu kokan, felsefik, duygusal ve heyecan dolu bir kitap. Yıllar içinde, zaman geçtikçe tekrar tekrar okunacak kitaplardan. Bilimkurgu’nun en parlak yıldızlarından.

B.Kumbay / 19.04.2015

2 yorum:

maximreality dedi ki...

İncelemenizi keyifle okudum, kitap okurken müzik dinler misiniz bilmiyorum ama dün 2.kez bitirdim Aden' i, Interstaller' in film müzikleriyle çok güzel ikili oldular! :) 15 yıllık bir Lem hayranı olarak Gelecekbilim Kongresi incelemenizi de bekliyorum.

Llamrei dedi ki...

İncelememi okuduğunuz ve güzel yorumlarınız için teşekkür ederim :) Kitap okurken her zaman ost dinlerim, Aden'i genelde Oblivion eşliğinde okudum ama Interstellar da dinlediklerimin arasındaydı. Stanislaw Lem'in yayınlanan kitaplarının çoğunu aldım Gelecekbilim Kongresi de okunacaklar arasında. Kitabı okur okumaz blogda paylaşacağım. Lem'i geç keşfedenlerdenim keşke daha erken tanışabilseydim eserleriyle.

Justice League

Ve bir yıldır beklediğim Justice League'i sonunda izledim hem de 4dx olarak. Beklediğime değdi mi: evet, bayıldım mı: hayır. Sonuç...