9 Kasım 2012 Cuma

Kara Kule 4.5: Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar


Bir insan hiçbir zaman hikayeler için fazla büyük olmaz. Erkek veya kadın, kız veya oğlan, fark etmez. Hepimiz hikayeler için yaşarız. – Roland Deschain

Dışarıda sonbaharın sert rüzgarı camımın önündeki genç ceviz ağacını eğip üzerinde ölmekte olan yarı sararmış yaprakları dört bir yana savururken, bundan tam 18 yıl önce çıktığım ve çoktan bittiğini sandığım bir hikayenin, içinde gün yüzüne çıkmış saklı bir parçası olan ince kitabını ellerimde tutuyorum. Orta Dünya’da gezerken neredeyse birlikte büyüdüğüm Roland, Eddie, Jake, Susannah ve Oy kitabın içerisindeler, bana anlatacak hikayeleri, yaşatacak yeni maceraları var. Ama korkuyorum, her ne kadar Kara Kule macerası istediğim gibi bitmemiş olsa da 18 yıl boyunca birlikte hem gülüp hem ağladığım Ka-Tet’i bir daha görememekten korkuyorum. Nihayet yağmur damlaları sağanak olarak düşmeye başladığında Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar’ın kapağını açıyorum ve o andan itibaren kim olduğumu ve nerede olduğumu unutuyorum.

Yedi kitaplık bir seri olan Kara Kule son kitap Kule ile bitti diye biliyorken sekiz yıl sonra karşımıza çıkan Stephen King’in deyimiyle Kara Kule 4.5, Lud sonrası ve Calla öncesi Ka-Tet’in başından geçen kısa bir macerayı konu alıyor fakat kitap aslında iç içe geçen üç hikayeden oluşuyor; Ka-Tet ve Kara Ayaz maceraları, Kara Ayaz sırasında Roland’ın anlattığı gençlik yıllarından bir maceranın hikayesi ve Roland’ın bu macera sırasında anlattığı annesinden kalan hikaye Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar (The Wind Through The Keyhole). Bu şekilde iç içe geçmiş üç hikaye o kadar güzel anlatılmış ki, ne eksik bir nokta kalmış ne akıllarda bir soru hem de 328 sayfa içerisine sığdırılmış şekilde. Bu bakımdan Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar King’in kısa hikaye yazmadaki eşsiz yeteneğinin belki de en güzel örneği.

Gerek artık ailemden olarak gördüğüm Ka-Tet olsun gerek hikayelerin içeriği, her sayfasında inanılmaz zevk aldığım ADER Kara Kule Evreni’nde üç farklı zaman diliminde geçmesi ve önemli karakterleri barındırması açısından eşsiz bir kitap. 11 yılda okuduğum Kara Kule macerasında hiçbir kitabın yorumunu yazmamanın da verdiği vicdan azabı ile hemen geçiştirebileceğim bir yazı olmayacak bu, içinde ispiyonlar ve kendi yorumlarım da olacak o yüzden kitabı okumadıysan Sadık Okuyucu veya Kara Kule’yi henüz bitirmediysen okumayı şu an bırakmanı tavsiye ederim. Ve sen ki eğer Sadık Okuyucu değilsen, her ne kadar Stephen King Kara Kule okumamış olanların da bu kitaptan zevk alabileceğini söylese de, sen de okumayı bırakabilirsin zira bu yazı senin için de bir anlam ifade etmeyecektir.

Ader’de ilk hikaye olan Ka-Tet’in macerası Çorak Topraklar ve Lud faciasından hemen sonra, Calla seyahatinden hemen önce geçiyor. Lud ve Mono Blaine sonrası canlarını zor kurtaran ve oldukça yorulan Ka-Tet: Roland, Eddie, Jake, Susannah ve Oy yollarına devam edebilmek için bir nehrin karşı kıyısına geçmek durumundadırlar. Eski Dünya ve Gilead zamanını hatırlayan yaşlı kayıkçı Bix karşıya geçmelerine yardımcı olur ve belki de hayatlarını kurtararak Oy’un garip davranışlarının nedenini Roland’a hatırlatır; üzerinden geçtiği her şeyi dondurarak yok eden Kara Ayaz fırtınası yaklaşmaktadır. Kara Ayaz’dan kurtulmak için terk edilmiş Goon Kasabası’nın taş binasına sığınan Ka-Tet fırtına bastırdığında ucu ucuna ateşi yeni yakmıştır, içinden çıkamayacakları taş bina rüzgara ve amansız soğuğa karşı dayanmaya çalışırken Roland gençken yaşadığı maceralardan birinin hikayesini anlatmaya başlar.

İkinci hikaye olan ve Gilead’da başlayan bu macerada Roland’ın Rhea’nın etkisiyle annesi Gabriel’i öldürmesinin üzerinden henüz kısa bir süre geçmişken babası Steven Roland ve arkadaşı Jamie DeCurry’yi Gilead’dan çok da uzakta olmayan bir madenci kasabası olan Debaria’ya gönderir. İki silahşor Debaria’daki toplu katliamı ve bu katliamı yaptığı söylenen Deri-Değişen’i Steven Deschain’in eski bir dostu olan Yüksek Şerif Hugh Peavy’nin de yardımı ile araştıracaktır. Henüz genç ve çok da deneyimli olmayan iki silahşor kasabadaki katliamın sorumlusunun gerçekten de her seferinde farklı bir hayvana dönüşen bir Deri-Değişen olduğunu anlarlar. Şans eseri kurtulan tek görgü tanığı Billy Streeter saldırganın yüzünü görememiş olsa da Roland durumdan istifade etmek için Billy’yi yem olarak kullanmaya karar verir. Katliamda babasını kaybetmiş henüz çocuk yaşta olan Billy’yi hapishanede bir hücreye kilitleyen Roland korkmaması için ona çocukken annesinin kendisine anlattığı bir hikaye olan Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar’ı anlatmaya başlar. Bu esnada Jamie ve Şerif Peavy tuz madenlerinde şüphelileri toplamakla meşguldürler. 



Ve üçüncü hikaye olan Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar Roland’ın çocukken en sevdiği hikayedir. “Evvel zaman içinde, dedenin dedesi daha doğmamışken, Sonsuz Orman denilen henüz keşfedilmemiş yabani toprakların kıyısında Tim adında bir çocuk, annesi Nell ve babası Koca Ross yaşardı. Pek varlıklı olmamalarına rağmen bir süre mutlu yaşadılar…” diye başlayan hikaye Gilead zamanında Sonsuz Orman’ın hemen kıyısındaki küçük Tree Kasabası’nda geçmektedir. Hikayenin kahramanı Tim Ross, Billy Streeter ile aynı yaşlarda oldukça akıllı bir çocuktur. Demirağacı keserek evi geçindiren babası Koca Ross bir gün bir ejderhanın saldırısıyla ölünce hayatları alt üst olan Tim ve annesi her yıl vergi toplamaya gelen Tahsildar’ın gelişine az bir süre kalmışken evin reisini kaybetmenin yanında evlerini de kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar. Gerekli vergiyi ödemek için çareler arayan Nell Ross’un karşısına onunla evlenmek isteyen Koca Ross’un ortağı oduncu Bern Kells çıkar. Evlerini kaybetmemek için son çare Bern Kells ile evlenen Nell bir süre sonra Kells’den şiddet görmeye başlamıştır ki günler geçer ve karşılarında kara aygırına binmiş halde Tahsildar’ı bulurlar. Tahsildar gümüş almakla yetinmez, Tim’le kısa bir konuşma yapar ve ona tek bir seferlik kullanılabilen gümüş bir anahtar verir. Bu anahtarı Bern Kells’in yanından ayırmadığı ve sürekli kilitli tuttuğu sandığı açmak için kullanan Tim sandığın içinde babasının uğurlu akçe kolyesini bulur; babası ejderha ateşinde yanıp kül olmasına rağmen boynundan hiç çıkarmadığı akçe islenmemiştir bile. Bunun üzerine ormanın derinliklerine Tahsildar’ı aramaya giden Tim kendini ölümün kıyısında geçecek olan tehlikeli bir maceranın içinde bulacaktır.


“Zaman bir anahtar deliği, diye düşündü yıldızlara bakarken. Evet, bence öyle. Bazen eğilip delikten bakıyoruz. Ve öyle yaptığımızda yüzümüzde hissettiğimiz rüzgar – anahtar deliğinden esen rüzgar – yaşayan tüm evrenin nefesi.” – Tim Kells


Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar Orta Dünya’nın eski zamanlarında geçen güzelin de ötesinde bir hikaye. Özellikle başroldeki karakterlere baktığımızda karşımızda Tahsildar rolünde oldukça iyi tanıdığımız Randall Flagg’i ve pek de iyi tanımadığımız ama keşke tanısaymışız dediğimiz Ak’ın büyücüsü Eld’li Maerlyn’i buluveriyoruz. Yine yarı bitki yarı insan olan Fagonard Halkı, uçsuz bucaksız ve tehlikelerle dolu olan Sonsuz Orman, Flagg’in dostu ve Tim’i ölümüne bir tuzağa çeken güzel peri Sighe, timsahlar, ejderhalar, Throcken denilen Hantal Billy toplulukları, Kuzey Merkez Pozitronik’in en yararlı ürünlerinden biri olan konuşan Rehber Modülü Daria, Kuzey Kinnock Ormanı ve ormanın bittiği yerde kafes içindeki dev kaplan, Kedi Işını üzerinde yapılan tehlikeli bir yolculuğun sonunda gelen Kara Ayaz, Tim’in önündeki üç seçenek; bir kutu ve içindeki peçete, şişe ve beyaz kuş tüyü ve daha neler neler karşılıyor bizi.

Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar’da 19 göndermeleri de mevcut, Geri sayımında on dokuza ulaşmıştı ki…, Direktif On Dokuz…, John 3:16… (3+16=19) bunlardan üç tanesi. Yine hasretiyle yanıp tutuştuğumuz ışın koruyucularından – ki bence King sadece Işın Muhafızları hakkında bir kitap yazmalı - Kartal Muhafız Garuda’nın adını duymak bile insanın içini bir hoş ediyor ama bana göre en önemlisi Tim ve Maerlyn arasında geçen diyaloglar, Maerlyn’in söyledikleri, Kızıl Kral hakkında düşündükleri, hepsi eşsiz birer hazine.

“Oraya gideceğim! Bir gün oraya gideceğim!” diye düşünüyor Tim uykuya dalmadan hemen önce böylece Kara Kule sevdası ile yanıp tutuşan tek silahşorun Roland olmadığını da görmüş oluyoruz çünkü Tim büyüyünce Eld soyundan olmayan nadir silahşorlardan biri olacak. Tim bana karakter olarak Jake’i hatırlatıyor; cesur olmak ve ölüme karşı koymak zorunda kalan, elinde boyundan büyük bir silahla Siyahlı Adam’ın peşine düştüğü küçük bir çocuk. Tek farkları Jake’in ailesinden alamadığı sevgiyi Roland’da araması, babası Tim’i çok sevmiş, annesi Tim’i çok seviyor. Tim Jake’in aksine hikayesinin sonunda sevdiklerine ve amacına ulaşmış oluyor.


Tim: Amerika nedir?
Tahsildar: Oyuncak seven budalalarla dolu bir krallık.



ADER’deki Tim-Flagg diyalogları da bir hayli enteresan. Flagg’in gümüş kovası, vites kolu ve su ile yaptıkları ve sonunda maalesef büyük bir hüsranla suya düşen hain planı. Hikayede aynı Maerlyn gibi Flagg’in karakterini de bir parça daha anlamış oluyoruz; sırf insanları acı çekerken görmek için köy-kasaba gezen ve vergi toplayan bir Tahsildar, sözleri ve emeli atı kadar karanlık olan kötü bir adam ama Maerlyn ‘in dediğine göre Kara Kule hikayesinde ondan çok daha kötüleri var. 



ADER’de Genç Roland ve başından geçen macerası da yine Orta Dünya severlerin büyük zevk alacağı bir finalle sonuçlanıyor. Deri-Değişen’i Billy’nin de yardımıyla bulan Roland ve Jamie oldukça kanlı bir mücadelenin sonunda Debaria Kasabası sakinlerini huzura kavuşturuyor. Eve dönüş yolunda Serenity’ye uğrayan Roland’a rahibe Everlynne tarafından annesinin ölümünden önce yazmış olduğu mektup verilir. Everlynne’nin anlattıklarından anlarız ki Marten Broadcloak kendisinden kaçmak için Gilead’ı terk edip Serenity’ye saklanan Gabrielle’i rahat bırakmamış ve zehirli sözleri ile onu etkisi altına almaya çalışmıştır. Her şeye rağmen Gabrielle Deschain büyücü tarafından bulandırılmış zihni ile oğluna bir mektup yazar ve onu bekleyen acı kaderini biliyor halde iken Gilead’a doğru yola çıkar. Mektubun sonunda Gabrielle Roland’dan af dilemekte ve onu affettiğini söylemektedir ve yine anlarız ki hayatı boyunca annesine aynı anda sevgi ve nefret beslemiş olan Roland da sonunda onu affedebilmiştir.


“Duvarların ötesinde rüzgar, iniltisine devam ediyordu – bedeni olmayan bir ses. Anahtar deliğinin diğer tarafında diye düşündü Jake. Peki rüzgar oraya nereden geliyor? Sonsuzluktan. Ve Kara Kule’den.” – Jake Chambers


Ve Kara Ayaz geçip gider, ardında donarak ölmüş ağaçlar, buza dönmüş hayvanlar, gri bir gökyüzü ve Calla’ya olan uzun yolculuklarına devam edecek bir Ka-Tet bırakır. Aynı zamanda ardında Sadık Okuyucuyu da bırakır Kara Ayaz, kalplerinde hüzün ve minnet, gözlerinde belli belirsiz yaşlarla. Stephen King ADER hakkında “Eski dostlarımın hikayelerinin anlatılıp bittiğini düşündükten yıllar sonra onları tekrar bulmak, bana muhteşem bir armağan oldu.” diyor, kendisiyle aynı hisleri paylaşıyorum ve belki diyorum; Kara Kule 4.5 yıllar sonra geldiyse eğer Kara Kule 5.5 da gelebilir hatta 6.5 da.

Kara Kule hikayesi hayal gücünün sonsuz evreninde yaşayan öylesine derin bir hikayeydi ki içerisinde her yeni gün doğan güneş gibi doğmayı bekleyen bir çok güneş var, parlamayı bekleyen birçok yıldız, esmeyi bekleyen birçok rüzgar.

Ne de olsa zaman, suyun üstünde bir yüzdü ve önlerindeki nehir gibi, akmaktan başka bir şey yapmazdı…

B.Kumbay / 09.11.2012



Hiç yorum yok:

Justice League

Ve bir yıldır beklediğim Justice League'i sonunda izledim hem de 4dx olarak. Beklediğime değdi mi: evet, bayıldım mı: hayır. Sonuç...