8 Ekim 2012 Pazartesi

The Good Doctor


Doktor denince aklınıza nasıl bir insan profili geliyor? Gözünüzün önüne gelen hasta olunca koşa koşa gittiğimiz, hangi ilacı yazarsa yazsın dibine kadar bitirdiğimiz, sorgusuz sualsiz hayatımızı ellerine teslim ettiğimiz güvenilir bir insandır muhtemelen. Peki ya çok sevgili doktorunuz sizi çok sever de yanından ayrılmanızı hiç istemezse?

Normal hayatta ölüm döşeğine düşene dek doktora ve hastaneye gitmememin nedeni midir sonucu mudur bilmem ama doktorlu hastaneli filmleri dizileri pek severim. Doktorlar bilerek veya bilmeyerek insan hayatını kurtaran/karartan, çoğu Tanrı Kompleksi’nden muzdarip enteresan insanlardır. The Good Doctor’ın iyi doktoru Dr. Martin Blake de bu enteresan insanlardan biri. Kendi halinde sessiz sedasız kimseye kötülüğü dokunmayan hatta hemşirelerden azar yiyerek günlerini geçirmekte olan Dr. Blake’in gayet sade ve düzenli hayatı yeni hastası liseli güzel Diane ile tepe taklak oluverir. Elinde günlüğü ile dolaşan tipik liseli ergen aptal sarışın Diane ister istemez – ki istediği aşikardır – Martin’i etkisi altına alır. Martin Diane’in iyileşmesi için elinden geleni yapar, gün gelir Diane taburcu olur ve ergen hayatına geri döner fakat ne yazıktır ki doktoru ondan ayrılmaya henüz hazır değildir. 



The Good Doctor sıradan bir senaryoya sahip ortalamanın biraz üzerinde bir film. Filmin bana enteresan gelen kısmı ise tamamiyle Orlando Bloom’un enteresan oyunculuğu. Kendisi oldukça iyi bir oyuncu olmasına rağmen az sayıda ve ilginç filmlerde boy göstermekte. Bu filmde de aslında iyi bir insan olan fakat aşık olduğu insandan ayrılmamak için mesleğinin tüm gücünü kötü yönde kullanan hepimiz kadar kafadan sakat Martin Blake’i harika bir şekilde canlandırmış. Kendisi Blake’in sessiz sakin ve ezik olmasından dolayı bir haltlar karıştırdığından şüphelenmesi gerekenleri o masum bakışlarıyla ters köşeye yatırıveriyor bu da insanda soğuk duş etkisi yaratıyor; size “biz hayatımızı bunlara mı emanet ediyoruz şimdi” dedirtiyor ve karakteri amacına ulaştırmış oluyor. Blake karakteri aynı zamanda aşkta ve savaşta her şeyin mubah olabileceğini de kanıtlıyor, insanoğlu insanoğlunu onu hasta edebilecek, süründürecek, işkence edebilecek ve hatta öldürebilecek kadar çok sevebilir mi sorusuna yanıt veriyor. Ayrıca hiçbir şey göründüğü gibi değildir, üç kere sıçrayan çekirge değildir, yalancının mumu yatsıdan sonra da yanmaya devam edebilir anti atasözlerini de görmemize vesile oluyor.

The Good Doctor yavaş bir başlangıca, normal bir gelişmeye ve tatmin edici bir finale sahip. Kurgu akıcı, görsellik iyi, oyuncular gayet başarılı, izlerken zevk aldığım ve hakkında yazmam için içimi kemiren filmlerden. Özellikle doktora hastaneye çok gidenlerin ve hiç gitmeyenlerin izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Bir de diyorum ki, Dr. Blake Dr. House’un ekibine katılsa ne de güzel olurdu tam evlere şenlik.  



Allah kimseyi hastanelere düşürmesin, ben Dr. Blake’in eline severek ve isteyerek düşebilirim o ayrı mesele.

B.Kumbay / 07.10.2012

Hiç yorum yok:

Justice League

Ve bir yıldır beklediğim Justice League'i sonunda izledim hem de 4dx olarak. Beklediğime değdi mi: evet, bayıldım mı: hayır. Sonuç...