23 Kasım 2009 Pazartesi

The Prisoner




The Prisoner'ı anlatmaya nereden başlasam, nasıl anlatsam bilemiyorum. En iyisi konu ile başlayayım.

The Prisoner genç bir adamın gözünü ıssız çölde açması ile başlıyor. Silah sesleri duyuluyor, yaşlı bir adam hem kaçmakta hem de yaralanmış. Genç adam yaşlı adamı kurtarıyor fakat yaşlı adam ellerinde ölüyor. Ölmeden önce yaşlı adamın adını öğrenebiliyoruz; 93. Genç adamın ise kim olduğunu bilmiyoruz, kendi de hatırlamıyor ama çölde bir köye vardığında hep birlikte görüyoruz ki adı 6 (Six). Ne var ki 6 New York'dan geldiğinden başka hiçbir şey hatırlamamakta. Oysa ki köy halkı New York diye bir yer olmadığından oldukça emin. Elbette başka köyler de var; evrende bir yerlerde.

Yazımın bol spoiler.lı kısmına geçmeden evvel başroldekileri biraz tanıtayım sizlere. The Prisoner'da oldukça tanıdık ve iyi oyuncular var; Jim "James" Caviezel; Outlander - favorimdir -, Deja Vu, Unknown, The Count of Monte Cristo, Frequency, The Thin Red Line, The Passion of the Christ gibi iyi yapımlardan tanıdığımız sinemanın iyi bilinen yüzlerinden biri. Ian McKellen'ı LOTR serisinin ak sakallı büyücüsü Gandalf olarak hepimiz iyi biliriz bunun yanında X-Men Serisi, The Da Vinci Code, Richard III, Restoration, Gods and Monsters, Apt Pupil gibi muhteşem yapımlardan da göz aşinalığımız vardır kendisine.

6 bölümlük bu mini dizi 6 bölümü ard arda verilmiş (ben 2 günde izlediğim için daha bir muhteşem oldu fakat tadı damağımda kaldı) heyecan ve gizem dozajı alışık olmayanları çarpabilecek özellikte bir yapım. Aman canım 6 bölümlük dizi sonuçta dememişler ve hiçbir masraftan kaçınmamışlar ki bu gibi dizilerde fazla özenilmeyen müzikler bile inanılmaz. Dizinin her bölümünde birden fazla yerde amanın aman diyebilir, ağzınız açık kalabilir ve örneğin benim gibi izlerken hareket etmeyi unutunca her yeriniz tutulabilir. Ortadaki gizem (bkz. yazımın 2. kısmı) her bölümde küçük dozlarla damarlarınıza verilirken bu zehirin panzehiri de aynı anda kan akışınıza karışıyor. Daha ne olabilir, nasıl olabilir, kim olabilir diye düşünürken soruların cevaplarını bir bir alıyorsunuz. Dizinin en çarpıcı öğelerinden biri de "The Village". Dünya üzerinde böyle bir yerin varlığına insanın inanası gelmediği gibi bir de köylü halkın isimlerinin sadece numaralardan oluşması enteresan kelimesini bile gölgede bırakıyor. Bununla da bitmiyor; köy halkı sahil nedir, okyanus nedir bilmiyor, tek bir dizileri var izleyecek, havanın iyi olması için domuz besliyor ve küçücük köylerinde her gün şehir turu yapan otobüslerde gezinip duruyor. Anlatmakla bitirelemecek bu yaşam tarzı hakikaten görmeye değer. İşte böyle bir senaryo, böyle bir atmosfer ve gerçek anlamda "iyi" iki oyuncu bir yeniden çevrim için biraraya geliyor ve ortaya inanılmaz bir dizi çıkıyor. Ne kadar inanılmaz olduğunu milyon kere söyleyebilirim ama görebilmeniz için izlemeniz gerekir.

Beni tanıyanlar, film-dizi zevkime güvenenler, diziyi zorla verdiklerim, şantaj ile zorla izlettirdiklerim ve sabahtan akşama beyinlerini yediğim için izlemek zorunda kalanlardan değilseniz ve gerçekten izlemeyi düşünmüyorsanız ya da diziyi izleyenlerdenseniz yazımın bundan sonraki kısmını okuma hakkına sahipsiniz. Buyrunuz.

6 kendini köyde bulur, önüne gelen ilk kişiye (Taksi şöförü 147'dir bu) NY'a nasıl gideceğini sorar ama aldığı cevap kesindir; Köy'den başka gidecek bir yer yok! Daha sonra karşımıza 2 çıkar; 2 köyü yöneten bir nevi validir, 11-12 adındaki oğlu ve komadaki karısıyla köy'ün en güzel evinde yaşamakta ve düzeni sağlamaktadır. 6'yı 6 olduğuna inandırmak için çeşitli yöntemler deneyen 2'nin en büyük kozu 6'yı Klinik'te tedaviye göndermektir. 6, 6 olduğunu kabul etmez ve her fırsat bulduğunda Köy'den kaçmayı dener fakat karşısına uçsuz bucaksız çölden başka bir şey çıkmaz. Bu arada güzelller güzeli doktor 313 ile tanışır, 147 ile arkadaş olur ve bir abisi ve yeğenleri olduğunu öğrenir. Gerçekten 6 olduğuna inanmaya başlayan 6, köydeki yaşama ayak uydurmaya karar verir, mesleği olan otobüs şöförlüğünü yapmaya ve uyum sağlamaya başlar. Ne var ki gerçek hayatına ait görüntüler ve hayaller peşini bırakmayınca, abisi 16'nın da gerçekte abisi olmadığı itirafı üzerine 6 kim olduğunu yavaş yavaş hatırlamaya başlar.

O ana dek 6 olarak bildiğimiz adam Michael adında Summakor adında bir şirkette çalışan gizli görevdeki bir çalışandır. Michael bazı şeylerin ters gittiğini farkedip istifa edene kadar her şey normaldir ne var ki Summakor'dan kimse istifa edemez, Michael dahil. Michael Lucy adında genç ve çekici bir şirket çalışanı tarafından tuzağa düşürülür ve kendini Köy'de buluverir.

Bu andan itibaren Köy'ün ne olduğu, kim tarafından ne amaçla kurulduğu ve köy'den nasıl kurtulunacağı inanılmaz bir gizem ve aksiyon eşliğinde, heyecan dozajı her bölüm kademe kademe artarak önümüze sunuluyor. Michael aslında kim, 2'nin amacı ne, 11-12'nin annesi ve babası ile olan ilişkisi ne olacak, 313 ve 6'nın arasında olanlar ve araya giren 4-15, hayalcilerin ve geçmişini hatırlayanların feci ölümleri, Köy'deki deliklerin gizemi, çöldeki okyanus, gizemi çözmeye yaklaşanları öldüren canavar top, 3 hapın işlevi ve bunun gibi düzinelerce soru ve tüm bu sorulara inanılmaz yanıtların verildiği final bölümü hakikaten çarpıcı.



Ben en iyisi yaza yaza yazı getirmeden yazımın sonuna geleyim. Kendi kendine yazmak bir garip oluyor ama böyle yapımlar izledikçe içimdekiler yazı olarak dışarıya çıkmak istiyor ne yapayım. Umarım The Prisoner'ı izlersiniz ve siz de bir şeyler yazarsınız bu yazımın üzerine.

The Prisoner'ı izlemeniz ve beğenmeniz dileklerimle.

390

Hiç yorum yok:

Justice League

Ve bir yıldır beklediğim Justice League'i sonunda izledim hem de 4dx olarak. Beklediğime değdi mi: evet, bayıldım mı: hayır. Sonuç...