10 Haziran 2012 Pazar

Snow White and the Huntsman

Pamuk Prenses bu aralar moda, son dönemde severek izlediğimiz Pamuk Prenses’in gerçek hikayesini anlatan dizi Once Upon A Time’ın dışında yine Pamuk Prenses’in gerçek hikayesini (!) anlatan Julia Roberts’ın kötü kraliçe (!) olduğu Mİrror Mirror ve yine Pamuk Prenses’in gerçek hikayesini (!) anlatan Snow White and the Huntsman vizyonu işgal etmiş vaziyette. Hollywood’un masal uyarlamalarını seviyorum, epik-fantastik havasında geçenlere ayrıca bayılıyorum ve bunun en güzel örneği The Brothers Grimm (2005)’dir. Küçüklüğümüzde dinlediğimiz masalların gerçek yüzlerinin ne kadar korkunç olabileceğini anlatan harika bir filmdir fakat aynı şeyi maalesef Snow White and the Huntsman için söyleyemeyeceğim. 

Hikayeyi bilmeyen yoktur haliyle fakat gerçekte bildiğimiz gibi değilmiş ya kısaca bahsetmeden olmaz;

Pamuk Prenses doğar (ismi Kar Beyaz’dır ama nedense biz Pamuk Prenses olarak tanır ve biliriz), annesi ölür, babası tarafından cennet gibi ve barış içindeki krallıklarında büyütülür. Babası kötü kraliçeye aşık olur, kötü kraliçe düğün gecesi kralı öldürür ve krallığı ele geçirir. Kuledeki zindana hapsedilen Pamuk Prenses krallığın içine düştüğü felaket durumu görmeden büyümektedir. Bu sırada düzenli olarak “ayna ayna söyle bana benden güzeli var mı bu dünyada” diye sorarak sihirli çanağıyla (!) konuştuğunu sanan şizofren, narsist, psikopat ve dengesiz kraliçe bir gün “Pamuk Prenses” cevabını alınca iyice delirir. Köle olarak kullandığı kardeşine Pamuk Prensesi huzuruna getirmesini emreder fakat Pamuk firar eder, ormana kaçar, ormanda güçleri işe yaramayan kraliçe Pamuk’un peşine ayyaş avcıyı salar. Buraya kadar biliyorsunuz zaten eh bundan sonrası da birkaç ayrıntı dışında bildiğiniz şekilde ilerliyor.

Filmin başrollerinde Kristen Stewart (maalesef Snow White), Chris Hemsworth (çok şükür ki Avcı), Charlize Theron (Kraliçe Ravenna), Sam Claflin (çakma prens William), Ian McShane (cüce Beith), Bob Hoskins (cüce Muir), Nick Frost (cüce Nion) gibi isimler var. Yönetmen ilk yönetmenlik denemesi olan ve devam filmini de yönetecek olan Rupert Sanders. Müzikler – ki filmin tek güzel tarafı - James Newton Howard’a ait.  


Evet neticeye hızlıca yaklaşmak istiyorum; öncelikle Snow White and the Huntsman sinemada izlenecek bir film değil. “Bilmediğiniz hikayesi, gerçek hikayesi” diye önümüze sunulan Pamuk Prenses’in hikayesinde Pamuk Prenses Kristen Stewart sayesinde kir içinde, ağzı bir karış açık dolaşan, film boyunca toplasanız 15 cümleyi anca kurmuş, ruhsuz hissiz surat bir karış bön bön bakan saçma bir karakter olmuş. Zaman zaman “aa Bella filmleri şaşırmış” dedirtecek cinsten bir oyunculuk sergiliyor Stewart daha doğrusu oyunculuk sergileyemiyor. Bu durumda bana da “Eh her zamanki hali, kabahat onun başrolde olduğu filme gidende” diyip geçmek düşüyor. Avcı’yı canlandıran Chris Hemsworth, cüceler ve bir miktar da William rolündeki Sam Claflin filmi götürmeye çalışanlar. Onlar konuşuyor, onlar ölüyor, onlar mücadele ediyor, Pamuk ise ağzı açık dişler ortada öylece bakıyor. Gelelim kötü kraliçeye; Charlize Theron güzel bir kraliçe olmuş ne var ki durup dururken ağlamaları, gereksiz yere bağırmaları, o şizofren bakışları, kesilmiş sütte banyo yapmaları filan cidden izlerken insana baygınlık getiriyor. Ayna da bildiğimiz ayna değil zaten, kalkan bozması altın metal parçası film boyunca iki kez konuşuyor, başka da bir şey yapmıyor. Filmde ağırlıklı olmasını beklediğim efektler de hayal kırıklığı; her yerde karga var evet, bir ara bir Trol, bir Geyik, iki peri, birkaç kuş, bir tosbağa ve bir at da görebiliyoruz. Bir de Belgrad Ormanı’ndan bozma bir orman var; iki mantar, üç beş salkım söğüt ve bir dere ile işi çözdüklerini sanmışlar ama olmamış (bkz. Pandora, devamı gelecek olan bir filme azıcık daha CGI yapsaydınız, son sahnede o ağaç tümüyle çiçek kaplı olsaydı mesela ölmezdiniz). Filmdeki savaş sahneleri de olmamış; Game Of Thrones’un Blackwater’ı bile tek başına tüm savaş sahnelerini ezer geçer. Filmin göze hitap eden (Chris Hemsworth dışındaki) tek şeyi kostümler; özellikle Kraliçe’nin bok böceği kabuğundan yapılmış siyah kostümü bir harika. Teknoloji bu kadar ilerlemişken gren screen yerine oturup yüzlerce bok böceği kabuğundan el ile işlenmiş kostüm kullanılan başka bir film daha bilmiyorum doğrusu.

Belirtmeden geçemeyeceğim ki maalesef Türkçe dublajlı izlediğim filmin dublajı da bir felaketti. Karakter sesleri fena değil fakat koskoca kraliçe “gidiyo, yapıyo, ediyo” diye konuşursa avcı ne yapsın, cüceler ne yapsın; film boyunca cep telefonları ile oynayan ilkokul seviyesindeki IQ’su 50 düzeyinde olan gençler ne yapsın. Hiç yakıştıramadım. 


Bu kısmı filmi izlemek istiyorsanız okumayabilirsiniz ama okursanız da çok şey kaybetmezsiniz zira birazdan yazacaklarımı filmi izlerken tahmin etmemeniz pek de olası değil.

Snow White and the Huntsman hani Pamuk Prenses’in bilmediğimiz gerçek hikayesini anlatıyor ya; elmayı Pamuk’a çocukluk aşkı olan William veriyor, daha sonra öpen de o ama tahmin ettiğimiz üzere Pamuk Avcı’nın öpücüyle canlanıyor oysa ki Pamuk elmayı yemeden önce William’ı güzelce öpmüştü yani ona karşı da boş değil. Hadi tüm bunlara tamam ama Pamuk finalde Avcı’yı görünce sadece tavşan dişlerini gösteriyor; ne bir teşekkür, ne yanağa bir öpücük, ne bir gülümseme (gerçi Stewart belki de gülüyor ama biz ruhsuz oluğumuz için fark edemiyoruz) öylece bakıyor Avcı’ya Edward’a bakarmış gibi. Bunun yanında final izlediğim en saçma finallerden biriydi; Pamuk’un tacı takılır, çok yaşa kraliçem naraları eşliğinde Pamuk beş dakika boyunca put gibi ayakta dikilir ve yazılar akmaya başlar. Yahu insan iki kelime laf eder, her şey eskisi gibi olacak, krallığımız barış ve bolluk içinde sonsuza kadar ayakta duracak filan; nasıl bir senaryodur bu, gerçekçi diyorsunuz da gerçekte böyle mi oluyormuş çok enteresan.

Yani; Snow White and the Huntsman özellikle sinemaya gidip izlenecek bir film değil. Masalları seviyorsanız oturun evinizde izleyin ama sıkılma ihtimaliniz yüksek. İllaki Pamuk Prenses’in gerçek hikayesini izlemek istiyorsanız Mirror Mirror ile görselliğin ön planda olduğu eğlenceli bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Yok ben gerçekten Pamuk Prenses’in gerçek hikayesini izlemek istiyorum diyorsanız “Once Upon A Time”ı izleyin ve bir masal nasıl günümüze uyarlanırmış görün derim.

Bu arada filmin Martı Kitabevi’nden çıkmış bir de kitabı var; kapakta filmin posterini görünce senaryo uyarlaması sandım fakat son sayfayı okuyunca şatım kaldım. Kitabın sonunda Pamuk Avcı’ya haydi yoluna diyor ve William’ın gözlerinin içine bakarak “artık yalnız değilim” diye düşünüyor. Belki de Stewart o beş dakika boyunca aynen bunları yapmıştır da ben anlayamadım hem de en önden izlediğim halde. 


Ah kraliçem, bebeğe Snow White ismini hangi kafayla koydun, hadi sen koydun Türkçe’ye Pamuk Prenses diye çeviren insanoğlu hangi maddenin etkisindeydi merak içerisindeyim.

Not: Filmin özetinde Pamuk Prenses Avcı’dan savaş sanatı konusunda eğitim alıyor denmekte. Avcı’nın göstermiş olduğu toplamda bir adet olan hareketi arkadaşım Volkan üzerinde denedim; gerçekten işe yarıyor yalnız ilk seferde kalbi tutturmak zor olabilir zira ben göğüs boşluğunu tutturdum.

B.Kumbay / 10.06.12

Hiç yorum yok:

Bill Hodges (Mr. Mercedes) Üçlemesi

BAY MERCEDES Mavi Unutmanın Rengidir…    10 Nisan 2009, sabaha karşı. Ekonomik krizden nasibini almış binlerce işsiz in...