1 Ocak 2016 Cuma

Amerikan Tanrıları

“Araba Tanrıları vardı: siyah eldivenlerinde ve krom dişlerinde kan olan güçlü, ciddi yüzlü bi alay: Aztekler’den bu yana hayal edilemeyecek kadar çok insan kurban alan tanrılar. Onlar bile huzursuz görünüyordu. Dünyalar değişir.”

Hani uzun zaman bekleyip okumak için çıldırdığınız kitaplar olur ya, Amerikan Tanrıları da benim için onlardan biriydi ve o kadar aramaya da beklemeye de değdi. Öncelikle belirtmeliyim ki işin içinde mitoloji ve Neil Gaiman olunca tarafsız olamam, ikisinin de üzerimdeki etkisi büyüktür. Dolayısıyla Amerikan Tanrıları’nın bana olan etkisi bir nevi meteor etkisi oldu. İçimdekileri yazıya dökmeden önce kitabın konusundan kısaca bahsetmek gerekirse;

Gölge (Shadow Moon) damarına basılmadığı sürece sakin, kendi halinde, karısını seven fakat beladan uzak kalmayı başaramamış, bu nedenle de hapishaneyi boylamış orta ayar bir Amerikalı. Gün geliyor acı bir haber sayesinde erken şartlı tahliye oluveriyor. Eve dönüş yolunda rastladığı Çarşamba (Wednesday) isimli gizemli yaşlı bir adam tarafından kendisine iş teklif ediliyor; bir nevi korumalık ve şöförlük yapacak. Gölge teklifi reddediyor, uzun ve yorucu bir yolculuğun sonunda evine varıyor. O andan itibaren ise rüyalar ve gerçekler, efsaneler ve tarih bir oluyor ve dünya üzerinde yürümeye başlıyor.

Amerikan Tanrıları mitolojik-fantastik türünde bir kitap, türü ve Neil Gaiman’ı sevmeyenlerin uzak durmasını tavsiye ederim zira okuduğum Onuncu Yıl Edisyonu 712 sayfalık oldukça kalın bir kitap. Mitoloji seviyorsanız kitabı okumak inanılmaz zevkli hatta benim gibi hiç bitmesin diye taksit taksit okuyabilir, bitince derin düşüncelere dalabilirsiniz. Kitap tipik Neil Gaiman diliyle yazılmış yani anlatım sade ve zengin; bası kısımlar (yok denecek kadar az) insanı rahatsız edebiliyor ama bütüne baktığımda o kısımların da hikayede olması gerektiğini görüyorum.

İspiyonlu topraklara geçiş yapmadan önce son olarak kitabın dizi uyarlaması olarak pek yakında karşımıza çıkacağını belirtmeliyim. Dizi gelmeden kitabı okumanızı, hatta iki kere okuyup özümsemenizi tavsiye ederim.

Amerika Tanrıları’nın benim gibi mitoloji hastası bir okuyucu için paha biçilmez olduğunu söylemeliyim. Düşünün, bir kitap okuyorsunuz ve kitabın kahramanları Odin ve oğlu Balder (Shadow). Balder kim olduğunu bilmeksizin kendini Odin, Anansi, Czernobog, Thoth, Anubis, Easter, Horus gibi eski tanrılarla başlarında Bay Dünya’nın –ki kendisi Loki oluyor- olduğu teknoloji, araba, uçak, televizyon, medya gibi yeni tanrıların arasında ölümcül bir savaşta buluveriyor. Bu arada ölüp de geri gelmiş karısı Laura ve yeni taşındığı kasabadaki kayıp çocuk vakaları ile uğraşmak zorunda. Gölge’nin yıllardır hapishanede geçen durmuş hayatı birden ışık hızıyla akmaya başlıyor; Gölge kim olduğunu ve güçlerini keşfederken bir yandan da insanlara ve tanrılara yardım etmeye çalışıyor. Hikayenin kahramanları çok renkli ve zengin işlenmiş. Gerek Gölge ve Laura, gerek Lakeside sakinleri, gerekse eski ve yeni tanrılar olsun kimse sıradan değil. Neil Gaiman belli ki hikaye için oldukça fazla araştırma yapmış, karşımızaki çok boyutlu  hikayeler birbirinden farklı olmasına rağmen o kadar güzel kaynaşıyorlar ki. Gaiman mitoloji konusunda da harikalar yaratmış örneğin Gölge’nin Odin’in oğlu olduğunu kolay kolay anlayamıyorsunuz ama tüm deliller aslında önünüze serilmiş durumda. Eski tanrılardan özellikle Mısır Tanrıları’nı okumak ciddi anlamda zevkliydi; cenaze evinde geçen bölümler beni benden aldı diyebilirim – hele ki Bastet ve Anubis – tümü o kadar güzel ete kemiğe büründürülmüş ki. Bunların yanında Gölge öldüğünde, Dünya Ağacı’na bağlıyken, savaş sırasında ve sonrasında geçen sayfalar büyüleyiciydi, okurken bu denli zevk aldığım kitaplar nadirdir. Amerikan Tanrıları Anansi’nin Çocukları ile de bağlantılı o nedenle bu hikayenin Neil Gaiman için oldukça önemli olduğunu düşünüyorum tıpkı Stephen King’in Kara Kule’si gibi belki de kendi dünyasının tam ortasında duruyor. Bu arada kitapta Carrie’nin adının geçmesi hoş bir sürpriz. Amerikan Tanrıları’nın eki olarak Gaiman’ın kitaba eklemediği bir kısım ile karakterlerin detaylarını görmek ise harika.

Kıssadan Hisse; Gaiman’ın da belirttiği üzere Amerikan Tanrıları’nı ya çok sevecek ya nefret edeceksiniz. Seven taraftaysanız ne mutlu size. Kitabın dizi uyarlamasını da sabırsızlıkla bekliyorum, hakkıyla çekilirse Carnivale’ı aratmayacak muhteşem bir yapım 2017’de bizleri bekliyor demektir.


Burcu Kumbay / 01.01.2016

Hiç yorum yok:

Justice League

Ve bir yıldır beklediğim Justice League'i sonunda izledim hem de 4dx olarak. Beklediğime değdi mi: evet, bayıldım mı: hayır. Sonuç...