28 Haziran 2009 Pazar

The Prestige



Bu yazı The Prestige hakkında tehlikeli derecede spoiler içermektedir.


Siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz.


Bir insan ne kadar hırslı olabilir?

İnsan hayatı pahasına bildiği şeyde diretecek kadar?

En iyi olabilmek için etrafındaki kimseyi umursamayacak kadar?

Rakibinin sırrını öğrenebilmek uğruna hayatını ve servetini feda edecek kadar?

Suçsuz rakibini ölüme gönderecek kadar, yine rakibini gözünü kırpmadan öldürecek kadar?

Amacına ulaşabilmek için yarısını, ikiz kardeşini herkesten saklayarak ikili bir hayat yaşayacak kadar?

Amacına ulaşabilmek için her gün tekrar tekrar kendini öldürecek kadar?


İki meslektaş Robert Angier ve Alfred Borden sihirbaz olma aşkıyla yanıp tutuşan iki genç, yolları sihirbazlık maceralarının başlangıcında kesişiyor fakat bu başlangıç aynı zamanda birbirlerinden nefret etmelerinin ve hırsları uğruna ömür boyu birbirlerine çektirecekleri eziyetin de başlangıcı oluyor. Bir gösteride Alfred’in bilmeyerek yaptığı hata sonucu Angier’ın karısı ölüyor; bu ölümün ardından Profesör ve Büyük Danton adında iki muhteşem sihirbaz doğuyor.



Robert Angier doğuştan sihirbaz değil, diğer sihirbazların yaptığı numaraları üzerinde düşünerek bulabilen Angier ilk başlarda sihirbaz olmayı düşlerken karısının ölümüyle büyük bir boşluğa ve nefrete düşüyor. İllüzyon mekaniğinde usta olan mühendis Cutter’ın teklifiyle Büyük Danton olarak ortaya çıkan Angier, ezeli düşmanı Borden’ın çözülmesi imkânsız görünen ama bir o kadar da basit olan kaybolan adam adlı gösterisini çözmek uğruna tüm hayatını ve servetini harcayacak. Bunun iki nedeni var; Angier en iyi sihirbaz olmayı ve karısının intikamını almayı istiyor. Yıllarca Büyük Danton olarak bir servet kazanan, büyük başarı yakalayan, ismini tüm Dünya’da duyuran Angier’ın tek derdi Borden’ın numarasını çözebilmek. En sonunda bu sırrı çözemeyeceğini anlayan Angier dahi bilimadamı Nikola Tesla’dan yardım istiyor. Tesla Angier’a istediği şeyi veren bir makine yapmayı başarıyor, peki Angier istediğini elde edebiliyor mu?



Alfred Borden Robert Angier’dan farklı olarak doğuştan sihirbaz. En zor numaraları bile bir bakışta çözen Borden’ın tek derdi en iyi sihirbaz olabilmek. Evlenen, bir kızı olan, Profesör olarak mesleğinde iyi bir isim yapan Borden, dışarıdan göründüğü gibi mutlu ve huzurlu bir hayata sahip değil. Angier ile sürekli bir rekabet içinde olan Borden, Angier’ın karısının ölümündeki belirsizlik ve vicdan azabının yanında Angier’ın bir gösterisini sabote etmesiyle sol elinin parmaklarını kaybettikten sonra yıllar içinde Angier’a yaptıklarıyla aralarındaki nefret ateşini sürekli besliyor ve sonunda devasa bir yangına neden oluyor. Borden sonunda Angier’ı yeniyor peki istediğini elde edebiliyor mu?

Robert Angier’ın elde etmeyi istediği mükemmel kaybolan adam gösterisi nihayet onun oluyor; bedeli her kayboluşta içine giren cismi kopyalayan bir makine. Kopya her seferinde orjinali tarafından yok ediliyor peki Angier orjinali mi yoksa kopya mı, bunu kendi de bilmiyor ama her seferinde kopya olabilmenin korkusunu hissederek çıkıyor sahneye. Son gösteride orijinal ortaya çıkmayınca kopya ölürken yanında onu kurtarmaya çalışan Borden yakalanıyor, yargılanıyor ve asılarak ölüme mahkûm ediliyor.

Alfred Borden Angier’ın yokluğunda ününe ün katıyor, Angier’ın sırlarını çalması için yolladığı asistanı Olivia ile büyük aşk yaşarken Olivia’yı Angier’ı oyuna getirmek için de kullanıyor. Bu arada kendisini aldattığını ve hayatının sırrını öğrenen karısı Sarah’nın kendini öldürmesi ve Olivia’nın onu terk etmesinin yanında en muhteşem gösteriyle geri dönen Angier’ın ezici üstünlüğü altında Borden en büyük hatayı yapıyor ve yarısının; hayatını, karısını, mesleğini, başarısını, kızını ve Angier’a olan nefretini paylaştığı ikiz kardeşinin idam edilmesi ile bitiyor macerası.





Bir sihirbazlık gösterisi 3 bölümden oluşuyor. İlki “vaat” bölümü, sihirbaz size sıradan bir şey gösteriyor; bir kuş, bir insan ya da bir makine. İkinci bölüme “dönemeç” deniyor. Sihirbaz size gösterdiği olağan şeyi alıyor ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürüyor. Bir şeyi yok etmek yeterli değil, onu geri getirmeniz gerekiyor. İşte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir bölüm bulunuyor ve içlerinde en zoru olan bu son bölüme “prestij” deniyor.

Filmi de aynı bu şekilde izliyoruz. Vaat bölümünde aynı mesleği yapmak isteyen iki arkadaşı tanıyoruz, bir ölümle dönemece giren hayatlarını izliyoruz ve finalde prestij çıkıyor karşımıza;

“Angier Lord Caldlow olarak yanında velayetini üstlendiği Borden’in küçük kızıyla idam edilmeyi bekleyen Borden’i ziyarete gelir. Borden ölümünü izlediği ama kurtaramadığı Angier’ın sırrını çözemezken kendi sırrını Angier’a verir; Angier sırrın yazılı olduğu kağıdı yırtarak atar. Artık sırrı merak etmiyordur çünkü gerçek sihir nihayetinde onundur. Borden umudu tükenmiş olarak Fallon ile yani ikiz kardeşi ile vedalaşır, idam edilirken son sözü “Abrakadabra” olur. Angier makinasını diğer sırları arasında bir depoya saklarken karşısında Borden’ı bulur. O anda iki eski arkadaşın tüm sırları açığa çıkar; Borden’ın silahıyla vurulan Angier, öldürdüğü “kendi”leriyle ve hayatı kopyalayan makinasıyla birlikte büyük bir yangında yok olur; yıllar önce yakılmış bir ateşin yangınıyla.



The Prestige, yazının uzunluğundan da tahmin edeceğiniz gibi beni en çok etkileyen filmler arasındadır. IQ’su yüksek senaryosu, karmaşık ve akıcı kurgusu, renkleri, müzikleri, yönetmeni ve oyuncularıyla mükemmele yakın bir filmdir The Prestige. Karakterlerin detaylı anlatımı, film boyunca var olan ve hiçbir ipucu vermeyen sırlar ile sizi kendine esir ediyor. Filmin özellikle “prestij” kısmı gerçekten vurucu, Hugh Jackman, Christian Bale, Michael Caine ve David Bowie ile gerçek bir oyuncu şöleni. Hugh Jackman’ın her gün kendini öldüren Angier karakteri, Christian Bale’in hırsı uğruna ikili hayat yaşayan Borden karakteri, Michael Caine’in filmi ve olayların özünü anlatan Cutter karakteri unutulmazlar arasına girecek cinsten. Yönetmen Christopher Nolan zaten tartışılmaz. Müzikler David Julyan’a ait, filmin o eski, koyu, ümitsiz ve üzücü atmosferini insana gerçek anlamda yaşatıyor.

The Prestige izlenmesi gereken bir film – ki eğer izlemediyseniz emin olun çok şey kaçırıyorsunuz – hatta bir kere izlemek de yeterli değil, “Prestij” i anlayabilmek için yakından bakmak gerekiyor.

Son olarak bu uzun yazıyı okuma sabrını gösterdiyseniz teşekkür ediyor ve The Prestige’i mutlaka izleyiniz diyorum.

B.Kumbay

Hiç yorum yok:

Bill Hodges (Mr. Mercedes) Üçlemesi

BAY MERCEDES Mavi Unutmanın Rengidir…    10 Nisan 2009, sabaha karşı. Ekonomik krizden nasibini almış binlerce işsiz in...