29 Mart 2020 Pazar

Efsanevi Yaratıklar

Alberto Manguel - Fabulous Monsters

“Bizi -şimdi ve her zaman- bezdiren alçakça olayları anlamaya çalışırken Şeytan’ı anarız. Şeytan (deriz), kulaklarımıza korkunç şeyler fısıldıyor ve bizi çok kötü şeyler yapmaya teşvik ediyor. Hastalıklardan, savaştan, açlıktan; işkence, cinayet ve çocuk tacizinden Şeytan sorumludur (diye ısrar ederiz). Korkunç eylemlerimizin ve kana susamış düşlerimizin bulanık mazereti Şeytan’dır.” Ben felsefe sevmem ama bu kitabın felsefesine bayıldım. Alberto Manguel bize mitolojiden, edebiyattan, dinden, popüler kültürden hepimizin bildiği tanıdığı karakterleri değişik bir bakış açısıyla anlatıyor. Kiminin ‘kim’ olduğunu anlatırken kiminin yaratıcısını, kimininse dayandığı felsefeyi daha başka onlarca karakterle olan etkileşimleriyle birlikte gözler önüne seriyor. Kitabı okurken hem sevdiğiniz kahramana, hem sevdiğiniz yazara, hem sevdiğiniz korku filmine rastlayabilirsiniz. Benim en çok sevdiklerim; Dracula, Superman, Faust, Lilit, Uyuyan Güzel, Eyüp, Quasimodo, Şeytan, Frankenstein’ın Canavarı, Wendigo, Akıllı Elsie, Heidi’nin Dedesi, Karagöz ile Hacivat oldu ama diğer karakterleri okurken de inanılmaz zevk aldım. Her kitapseverin okuması gereken bir kitap bence, aynı zamanda insanlık tarihini ve hatta kendinizi de sorgulatıyor. 

“Okurlar için dünyanın aydınlığa kavuşması okudukları kitapların sayfalarında gerçekleşir.” Diyor Manguel, çok da güzel diyor.

Burcu Kumbay, 28.03.2020 

8 Ocak 2020 Çarşamba

Dracula

Dracula en sevdiğim fantastik karakterdir, vampirlere de bayılırım ama eski vampirlere; güneşe çıkamayan, sarımsak görünce kaçan, tahta kazıkla işleri bitirilen vampirlere. Modern vampirleri sevmiyorum özellikle 2000 ve sonrası işin suyunu iyice çıkardılar. Güneş kremi sürüp gündüz dolaşan vampir mi olurmuş! Neyse gelelim asıl meselemize; konumuz BBC Dracula dizisi yaptığı için havalara uçan bir adet Dracula hayranı ben. Peki uçmama değdi mi? Hem de nasıl! Bundan sonrası diziyi izlemeyi düşünenler işin uygun değil, düşünmeyenler okumaya devam edebilir.

Öncelikle; ‘ilk iki bölüm şahaneydi son bölümü izlemeyeydik keşke’ diye dövünen birden çok izleyici gördü bu gözler ve inanamadı. Benim için; ilk bölüm harika bir başlangıç, ikinci bölüm iyi bir gelişme ve son bölüm vurucu bir final bölümüydü ve en çok üçüncü bölümü sevdim hatta bayıldım desem yeridir. Dizide en çok sevdiğim şey Dracula’nın kendisi oldu, Claes Bang iyi bir oyuncu, yakışıklı olduğunu söyleyemem ama o nasıl bir karizmadır arkadaş, şimdiye dek izlediğim en iyi Dracula karakteriydi hem hal tavır, hem oyunculuk, hem diyaloglar şa-ha-ne. Diziden iki diyaloğa yer vereyim kendiniz karar verin:

Kötü kitaba tahammüIüm yok. Ya senin?
Kitap bir ilişkidir, yazarla okur arasında bir sözleşme gibidir ve anında kitabın içine çekilmek isterim. Ne de olsa insanın vakti sınırlı. Kont Dracula
                                           
Dracula: ArkadaşIık etmeyi ve insanları severim.
Agatha Van Helsing: Niye öIdürüyorsun o zaman?
Dracula: Sen niye çiçek topluyorsun?

İş bununla da bitmiyor, dizinin üçüncü bölümünde 100 yıllık uykunun ardından modern dünyaya gözlerini açan 500 yaşında bir insan görüyoruz. Bu savaş lordu beş dakikada internetten avukatını çağırıp on dakikada mail atmayı çözüyor; internet aleminden kanını içeceği insanları seçiyor, onlarla yazışırken vampir emojisi kullanıyor ve bunları yaparken karizma ve soğuk kanlılık %100 seviyesinde. Claes Bang’in karaktere katkısı büyük ama başta senaryo harika yazılmış. Hatta kimseciklerin beğenmediği final de bence ayağa kalkıp alkışlamalık olmuş. Koskoca Dracula, tek düşmanının kendi korkuları olduğunu fark edip en büyük korkusuyla yüzleşir en büyük düşmanıyla el ele iken yapar bunu, valla başka türlü bitse ben beğenmeyecektim iyi oldu böyle varın siz beğenmeyin. Diziyle ilgili iki ufak hayal kırıklığım var; ilki Mina’nın görünüp kaybolması, bu sefer bayrak Lucy’deydi (bu arada kedilerimin isimleri Mina ve Lucy bilenler bilir) ikincisi ise koskoca Dracula bayat kandan zehirlenip ölmemeliydi başka bir şeyler bulabilirlerdi sanki, neyse. Kısacası; tadı damağımda kaldı, keşke beş bölüm olsaydı, hemen best of listeme ekleniyor kendisi.

Bu arada sevdiğim diğer vampirlerden de kısaca bahsetmek istedi canım.

Gary Oldman - Bram Stoker’s Dracula (1992)
İzlediğim en korkunç ve tiksinç Dracula’dır. Film tartışmasız türünün en iyilerinden, oyuncular zaten efsanedir. Filmin kurgusunun bir aşk üçgeni üzerine kurulu olması kendisini çok sevmeme engel teşgil etmektedir. Dracula dizisi ile Bram Stoker’s Dracula arasında baya benzerlik ve bağlantılı nokta var, iki uyarlamada da hemen hemen karakterler aynı, başlangıç sahneleri aynı, Mina’nın yazdığı mektupların içeriğine kadar aynı. En büyük fark Mina faktörü ve filmdeki Van Helsing Anthony Hopkins iken dizideki Van Helsing bir rahibe.

Jonathan Rhys Meyers - Dracula (2013, dizi 1 sezon)
İzlediğim en efendi Dracula’dır. Yeniden doğan eski karısı Mina’yı elde etmek için sosyal statüsünü ve parasını kullanır ve amacına da ulaşır. Maalesef oldukça eğlenceli olan bu dizi 1. sezonun sonunda iptal edildi (tabii ki çünkü ben izliyordum)

Luke Evans - Dracula Untold (2014)
İzlediğim en yakışıklı Dracula’dır. Klasik hikayeyi devam ettiren filmin tek farkı Vlad’ın nasıl Dracula olduğunu izlememiz. Filmde Dominic Cooper’ın olması ve kendisinin Fatih Sultan Mehmet’i canlandırması beni bitiren etkenlerden yani senaryo kötü mötü ama oyunculara hasta olduğumdan en sevdiğim Dracula filmidir (evet)




Chris Sarandon - Fright Night (1985)
Jerry Dandridge Dracula değildir ama şimdiye dek izlediğim en baba vampirdir kendisi ve bana vampirleri sevdiren karakterdir. Film kara komedidir ve hatta bazı sahneleri ciddi korkunçtur, zamanının en iyi korku filmlerinin başında gelir. Sonradan ikincisi de çekilmiş hatta remakei yapılmıştır (2011 - Jerry’yi Colin Farrell canlandırdığı için bende etkisi sıfır olmuştu fakat Charley Beewster’ı canım Anthon Yelchin (toprağı bol olsun) oynuyor o yüzden izledim ve sevdim) Yine de yenileri geçin muhakkak ilk filmi izleyin (de vampir görün)




James Marsters - Buffy The Vampire Slayer
Spike evet, Angel değil Spike (Spike’cıyız)

Hugh Jackman - Van Helsing
Dracula’yı sevip de Van Helsing’i sevmemek olamaz (özellikle bu kadar yakışıklıysa).

Listem bu şekilde. Efendim, biri Twilight mı dedi? Hııı hııı
Vampirler kan emen katillerdir, lütfen yüzlerine sim serpmeyiniz.

Burcu Kumbay, 08.01.2020

1 Aralık 2019 Pazar

Gwendy’nin Düğme Kutusu

Bu yılın sürpriz kitabı Gwendy’nin Düğme Kutusu, basıldığını piyasaya çıktığı hafta öğrendik ve açıkçası Türkçe olarak elime alabileceğimi düşündüğüm bir King kitabı değildi işte bu yüzden büyük sürpriz. King’in bu kısa hikayede baskın olacağını düşünmüyordum nedense ama ilk cümleden itibaren yazarı bilmesem bile King’in yazdığını anlardım. Karşımızdaki karakterler, kurgu ve finaliyle tipik bir King kısa hikayesi. Karakterlerden özellikle biri; Richard Farris ilk tanıştığımızda bana ‘merhaba ben Randall Flagg’ dedi, detaya girmiyorum ama hissettiğim şey bu. Hikayede 19 var, belki ufak bir paralel dünyalar kapısı var, bir ihtimal anahtar deliğinden bakıp Orta Dünya’yı görebilirsiniz. Kısacası, ciddi beğendim ben, akıcı, merak uyandırıcı, zeki bir hikaye olmuş. Keşke içerikte yazım yanlışları da olmasaydı ama gerçekten buna da şükür. Ve, ya kutu bana gelseydi? Dua edin de gelmesin.

Burcu Kumbay,  28.11.2019

27 Ekim 2019 Pazar

Hayvan Mezarlığı

“Sometimes dead is better” der Jude, karşısında çaresizlik içinde oturan Louis’e. Öyledir de, bazen ölüm daha iyidir, ölümden beter şeyler de vardır, sevdiğin insanın yanında olması ve ona asla kavuşamayacak olmak gibi. Hayvan Mezarlığı okuduğum ilk Stephen King kitabı, izlediğim ilk King uyarlamasıdır. En sevdiğim, en kıymetlimdir hem kitabı hem filmi; çöp olan yeni filmden bahsetmiyorum, 1989 yapımı olan gerçek filmi. Kitap korku türünde değerlendirilemez benim gözümde, Hayvan Mezarlığı gerçek sevginin hikayesini anlatır, sevgi uğruna insanın yapabileceklerini, katlanabileceklerini, vazgeçebileceklerini ve bunları tekrar tekrar yapabileceğini. Hayvan Mezarlığı’nın ruhu vardır, hikayeyi siz okumazsınız o kendini anlatır size, sayfalarında kaybolursunuz özellikle kaybettikleriniz varsa hikayeye karışır, gecenin kör karanlığında yıldızların ışığında micmac mezarlığında yürürsünüz düşünerek; acaba ben olsam yapabilir miydim? Ve bu sorunun cevabı hep aynıdır; evet! Hep hayatımızı değiştiren kitaplar diyoruz ya, kitabı da filmi de hayatımı değiştirmiştir Hayvan Mezarlığı’nın, bende yeri çok başkadır. King evreninde de yeri başkadır, Kara Kule ile bağlantısı vardır ve Uykusuzluk’la -ki o da en sevdiğim ikinci King kitabıdır -. Bana ‘King okumaya hangi kitaptan başlayalım?’ diye soranlara verdiğim cevap Hayvan Mezarlığı olur, King izlemeye de onunla başlayın, kitabı sevmezseniz eğer kütüphanenize kaldırın ve bir daha elinize King kitabı almayın. “o toprak taşlıdır Louis, ellerinle kazarken tırnakların kanlar içinde kalır, ama insanın kalbi daha taşlıdır."

Burcu Kumbay, 27.10.2019

Sarı Duvar Kağıdı

Yine hakkında yazması çok zor bir kitap. Kısacık bir hikaye aslında ama o kadar etkiledi ki beni okurken çığlık atmak istedim. Hikayeyi yaşayanın ağzından dinlememiz, deliliğin o sapsarı uçurumuna yavaş yavaş kaydığını hissederek okumamız bana gerçek dehşeti yaşattı. İnsan zihninin ne kadar kırılgan olduğunu ve insanın asıl sevdikleri tarafından yok edilebileceğini bir kez daha gördüm. Bizi eşsiz yapan duygularımız, bize her şeye dayanma gücü veren duygular, aynı zamanda bizi felakete götüren. Yılların yaşanmışlığı, biriktirilen anılar, yürekteki sevgi, aile, dostlar; her şey bir anda bir duvar kağıdının desenlerinde yok olabilir, işte bu kadar kırılgan aslında ruhumuz, karanlığa karışmaya meyilli. Kitabın okuduğum versiyonunda şahane çizimler var, o kadar şahane ki olayların etkisini on kat artırıyor belki bu yüzden bu kadar etkilendim hikayeden. En sevdiğim renk sarıdır benim ama kahramanımızın dediği gibi “Böyle bir sarı yok! Şimdiye dek gördüğüm tüm sarı şeyleri düşünüyorum ama düğün çiçeği gibi güzellerden ziyade eprimiş, kokuşmuş sarılıktaki çirkin olanları.” Çeviri de çok iyi bu arada değinmeden geçemeyeceğim, şahane ve dehşet bir kitap olmuş emeği geçenlerin emeğine sağlık

Burcu Kumbay, 27.10.2019

Apple Airtag ile Kedi Takibi

  Özellikle yaşadığımız 6 Şubat depremi sonrası, dostlarımızın ve çocuklarımızın kaybolma riskini ortadan kaldırmak bir ihtiyaçtan öte gerek...